Seyrani

 Seyrani


Eski libas gibi aşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imis
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imis

Seyrani‘nin gözü gamla yaş imis
Benim derdim her dertlere baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım, taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş



XIX. yüzyıl gizemci halk şiirinin büyük ustası, kuşkusuz, Seyrani’dir(1807-1866). Dahası, yergiciliği, taşlamacılığı, bir bakıma, gizemciliğini bastıran, haksızlığa, rüşvete, kıyıcılığa, toplumsal denge­sizliklere, kaba sofuluğa, ahlaksızlığa karşı gözünü budaktan esirgemeden, korkmadan, çekin­meden savaşım veren, bu arada inancının gereklerini de bir yana itmeden, şiirsel yapıdan, söyleyişten uzaklaşmadan, etkin, kalıcı şiirlerini sazıyla halk içinde sôyleyen güçlü bir ozan Seyrani. Şiirlerinin çoğunun bugün de güncelliğini yitirmemiş olması, halk katında büyük saygınlık kazanması, Seyrani’nin gücünü belirlemesi bakımından ilginçtir.

Seyrani, Kayseri’nin şimdiki adı Develi olan Everek ilçesinde doğmuş, gene doğduğu yerde ölmüştür. Yoksul bir mahalle imamı olan Cafer Hocanın oğludur. Asıl adı Mehmet’tir. Bir saptamaya göre, 1807 yılında doğmuş, 1866 yılında ölmüştür. Ancak, bu tarihlerin doğruluğu üzerinde kuşkular da vardır. Medresede birkaç yıl okuduktan sonra ayrılmış, İstanbul’a gitmiştir. İstanbul’da yedi yıl kaldığı anlaşılıyor. İstanbul’da ”bilimsel ve kültürel öğrenim” gördüğünü şiirlerinde söylüyor. Bir yandan da Alevi-Bektaşiliği seçmiş, tekkelere gitmiştir. Yergici, taşlamacı yanını acımasızca kullanmaktan çekinmemiştir. Anlaşılan odur ki Seyrani, doğasal olarak her türlü. yanlışlı­klara karşı çıkmadan, olayları, kişileri yermeden edememektedir. Bu yüzden olacak İstanbul­’da seçkinleri yerdiği için hakkında kovuşturma açılmış, o da bir dostunun yardımıyla İstanbul­’dan kaçıp Develi’ye gelmiş, bir daha da İstanbul’a gitmemiştir. Özellikle Orta Anadolu’da gezdiği anlaşılan Seyrani’nin ”Aşık Toplantıları”na katıldığı, düzenlenen türlü sazlı sözlü ya­rışmalarda hep önde gittiği anlaşılıyor.

Yaşamının sonuna doğru bir sinir hastalığına da tutulan Seyrani’ye son döneminde “Deli” dendiği saptanıyor. Seyrani’nin yaşamı acılarla, yoksulluklarla geçmiştir. Yaşamı böyledir de Seyrani, bütün bunlara karşın yaşama sevincini hiçbir zaman yitirmemiştir. Direncini  yitirmemiştir. Yoksulluğunu, çektiği acıları, dik kafalı bir ozan oluşuna bağlamak da, pek yanlış olmaz. Seyrani’nin yaşadığı dönemde ülkede de birtakım değişiklikler, yenilikler başlamıştır. Çağdaş okullar açılmaya,yeni mahkemeler kurulmaya başlamış, Ülkeye telgraf gelmiş çeşitli yenileşme çabaları gözlenir olmuştur. Bütün bunları Seyrani’nin yakından izlediğini, halkın üzerindeki etkileri gözlediğini, şiirlerinden, çıkarma olanakları vardır. Bu bakımdan Seyrani, kendisinden önceki Ozanlar gibi alışılmış konu sınırlarını aşan, çağdaş olayların, oluşumların içine girmeye çalışan, bunları eleştirel gözle değerlendirmeye yönelen bir ozan olarak özellikle dikkati çekmektedir. Seyrani’nin bu yergici, taşlamacı tavrının yanı sıra içtenlikli, duyarlılıklı bir yanı olduğu da görülüyor.

Herhalde Seyrani, çağının da tüm halk şiirimizin de üzerinde önemle durulması gereken en güçlü, en ilginç ozanlarından biridir. Güncelliğini yitirmeme başarısını göstererek, diliyle, deyişiyle, konusuyla, deme ustalığıyla güçlü, saygın bir ozan Seyrani.


Eserlerinden bazıları:

Ağlar Gezerim

Askın Derdine Düşeli
Mecnunum Dağlar Gezerim
Katram Kaynayıp Coşalı
Sel Oldum, Çağlar Gezerim

Pîr Eşiğin Bildim
Kabe Hatası Var İse Tövbe
Derd İle Erdim Eyyüb’e
Yarimi Bağlar Gezerim

Kimi Beydir, Kimi Geda
Cümlesine Yaren Hüda
Yusuf’umdan Düştüm Cüda
Yakub’um Ağlar Gezerim

SEYRANİ, Aşkın Tur’unda
Tecelli Gördüm Nurunda
Gerçeklerin Huzurunda
Çürüğüm, Sağlar Gezerim

Aşıkın Gönlü 

Eski libas gibi aşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imis
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imis

Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imis

Sevdiğim değildin böylece ezel
Askinim bağına düşürdün gazel
İbrişimden nazik saydığım güzel
Meğer pulat gibi bükülmez imiş

SEYRANI’nin gözü gamla yaş imis
Benim derdim her dertlere baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım, taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş

Muhabbet Yelleri

Hak yoluna gidenlerin
Asa olsam ellerine
Er, pîr vasfin edenlerin
Kurban olsam dillerine

Torunuyuz bir dedenin
Tohumuyuz bir bedenin
Mûnkir ile cenk edenin
Silali olsam ellerine

Bir üstada olsam çirak
Bir olurdu yakin irak
Kemigimi yapsam tarak
Yar saçinin tellerine

Vücudumu kavursalar
Yönüm yare çevirseler
Harman edip savursalar
Muhabbetin yellerini

Vakit kalmadı dermagin
Kaldır SEYRANI parmağın
Deryaya akan ırmağın
Katre olsam sellerine

          Katre:Damla, su damlasi

Aşkın Çilesi

Ben bu askin çilesini
Yanar çektim, tüter çektim
Yedim gonca sillesini
Bülbül gibi öter çektim

Dizgin etsem gönül atin
Geçer gögün yedi katin
Yalan dünya maslahatin
Kah bitmez, kah biter çektim

SEYRANI, bilmeme mert midir
Yoksa cana cömert midir
Eyyub’un derdi dert midir
Ben ondan besbeter çektim

Seyrani Şiirleri 


Acep güzel sana neyledim bilmem

Acep güzel sana neyledim bilmem
Sensin bu dertlere daldıran beni
Gözüm yaşlı kaldı ağlarım gülmem
Yok elimden tutup kaldıran beni

Yâr zülfünden bana gelen kokunun
Sebep ne ki hatırıma dokunun
Bu âlemde yine mihnet okunun
Sensin nişanına aldıran beni

Biz âşıka sultanlığın hanlığın
Ne dostluğun belli ne düşmanlığın
Değil midir senin kalpazanlığın
Böyle mihenklere çaldıran beni

Mimar olan elin çekmez yapıdan
Biçâre Seyranî geçmez kapıdan
Aşkın gemisine edip kapıdan
Sensin deryalara saldıran beni…>>

Açıl ey gonca-i bağ-ı letafet

Açıl ey gonca-i bağ-ı letafet
Bülbülü zar eden sen değil misin
Meseldir arife tarif ne hacet
Beni naçar eden sen değil misin

Göz halkeden etmiş baktırmak için
Ağlatıp gözyaşı aktırmak için
Karanlıkta şem’e baktırmak için
Nurunu nâr eden sen değil misin

Seyranî maksudun çifte ben iken
İki beş yüz bir hesapta bin iken
Meydan-ı muhabbet arştan gen iken
Başıma dar eden sen değil misin…>>

Açmayınca gözün arıya özün

Açmayınca gözün arıya özün
Teslim rıza sözün edemez çiçek
Örümcek çulhanın dokunmuş bezin
Biçmek elimizden gelmez ki biçek

Sırat kıldan ince kılıçtan keskin
Seçmeyince gönlüm edemem teskin
Hakkın rahmetinden bu gönül miskin
Geçip yol vermez ki sıratı geçek

Arz boşlukta güneş için dolanır
Güneşe bakılmaz gözler sulanır
Karışırsa pekmez süte bulanır
Seçmek elimizden gelmez ki seçek

Göğsün nişan almış gönül tirine
Deli gönül nişan diker pirine
Seyranî seyretsin hangi birine
Her üstat oynatır bir türlü köçek…>>

Âdem bu demden imiş

Âdem bu demden imiş
Bu dem Âdemden imiş
Âdemden evvel bu dem
Hak bilir kimde imiş

Lafzan ismi müsemma
Manen ilmi muamma
Ademden olmuş Havva
İsa Meryem’dem imiş

Bir deryada bir balık
Var bilmez aşinalık
Tab’ında var hastalık
Keder keremden imiş

Terazinin kolu var
Ağzı yoktur dili var
Veznecinin eli var
Kantar dirhemden imiş…>>

Âdem tabiatlı melek sıfatlı

Âdem tabiatlı melek sıfatlı
Şah olursan sana geda bulunur
Her kim güler yüzlü ve dili tatlı
Olsa anda lütf-ı Huda bulunur

Pehlivanlık edüp nefsin yıkarsan
İmânın nurundan şem’in yakarsan
Musa gibi Tur-ı aşka çıkarsan
Sana gökten inen nida bulunur

“Kaalu bela” ikrarını güdersen
Anda olan borcu bunda ödersen
İsmail-veş canın teslim edersen
Sana gökten inen gıda bulunur

İkrar kapısında taşrada durdum
Seyranî sen andan ne haber duydun
Denizde mermer taş içinde kurdun
Ağzında yeşil ot gıda bulunur…>>

Afitap cemalin görelden beri

Afitap cemalin görelden beri
Arttı derûnumda hicran sevdiğim
Layık mı gezeyim böyle serseri
Yok mudur lütfunla ihsan sevdiğim

Biçare gönlümün nevası yoktur
Açılmış bir gül-i ranası yoktur
Derd-i derunumun devası yoktur
Sen eyle derdime derman sevdiğim

Kadrini bilesin bağrı yanığın
Uyma hiç sözüne her münafığın
Gönlünün tahtında her bir âşığın
Sensin hükmeyleyen sultan sevdiğim

İnsaf et halime yandım derdine
Aşkım galip zemherinin berdine
Merhem eyle Seyranî’nin derdine
Enva-ı ilaçla Lokman sevdiğim…>>

Ağlıyor gönlümüz ey melek sıfat

Ağlıyor gönlümüz ey melek sıfat
Bizi gayri güldür ferahyap eyle
Cerrahın abından sun ab-ı hayat
Lütf u kereminden feyziyap eyle

Okur taliplerin aşk kitabından
Ver saki ruhlara sen şarabından
Lütf-ı miftahınla kendi babından
Âlemin matlubun feth-i bab eyle

Bir aşktır serptiğin layıklarına
Hararetler verme yanıklarına
Güler yüz gösterip âşıklarına
Aziz başın için bir cevap eyle

Seyranî seyreder sağ ve solların
Bab-ı vuslat için bekler yolların
Yeter ağlattığın güldür kulların
Gani dualarım müstecap eyle…>>

Aheng-i aşkımdır inleyen defte

Aheng-i aşkımdır inleyen defte
Boğuluyor kalb-i yâre geçince
Her katre bir inci olur sedefte
Zehir olur tab’ı mara geçince

Tedbir-i Lokmana bağlanma âşık
Belki islah etmiş yârân-ı sadık
Tedbirin takdire gelmez muvafık
Merhemin eline yâre geçince

Arttırır kadrini verd-i aşkımın
Feryad-ı bülbüldür vird-i aşkımın
Neylesin Lokmanı derd-i aşkımın
Destine kudretten çare geçince

Seyranî unsurun bir pak-i tiynet
Olmasa cevher-i ruhunda himmet
Kokar mıydı sana verd-i hakikat
Gülün buyi kalmaz hara geçince…>>

Ahval-i âlemden yâr sorsa bana

Ahval-i âlemden yâr sorsa bana
Müptelayım canım gibi tenime
Muhabbet bir yana ben de bir yana
Güzel sevmek zarar değil dinime

Üftadeyim bülbül gibi güle ben
Çevrilirim turna gibi göle ben
Yârin ismin aldım dilden dile ben
Sürüklerim gömmek için sineme

Seyranî mürşidim severim gayet
Bu sevgi benimçün büyük ibadet
Tamu’da yanmaya etmem kasavet
Yanarım gafletle geçen günüme…>>

Akan su serinden ola gör agâh

Akan su serinden ola gör agâh
Serden agâh olan geda olur şah
Değirmenin çarhı zikr-i illallah
Hu ismin zikreder döne döne taş

Bir ekmenin olur bir de biçmesi
Bir konmanın olur bir de göçmesi
Her kimin var ise yiyip içmesi
Değirmenden alsın dersin karındaş

Yaratmış Seyranî Hak ağzında dil
Dilini söyledip durma Hakkı bil
İsm-i cismin ateş ab u türap bil
Can Ruhulkudüsten çekmez ayrı baş…>>

Akıl ermez kulak duymaz göz görmez

Akıl ermez kulak duymaz göz görmez
Şükret kula haktan ihsan var iken ,
Göz görmüş olduğun sanma öz görmez
Sen küfre yâr olma iman var iken

Cihan cihanla cihan canla bulunmaz
Haksız bir yerinden boşalıp dolmaz
Milletler muhtelif müttehit olmaz
Tevrat Zebur İncil Kuran var iken

Seyrimiz Seyranî zahirde sair
Olsa da batında Mevlaya dair
Ümidin keserim ehl-i kebair
Şefi-i Rahmet-i Rahman var iken…>>

Aklın hallolunmaz birçok müşkülü

Aklın hallolunmaz birçok müşkülü
Ermemesi evla imiş ermeden
El uzatıp bağda biten her gülü
Dermemesi evla imiş dermeden

Kimi şahlık ister kimi vezirlik
Kimisi kâhyalık kimi kizirlik
Hasis adam ile cennete birlik
Girmemesi şayan olur girmeden

Çıkrığa sezadır iplik bükmesi
İğneye layıktır libas dikmesi
Ehl-i kemal ile cefa çekmesi
Yeğdir cahil ile safa sürmeden

Özümle müşterek olmuş gözüm bu
Göz kulak kapusu olmuş özüm bu
Seyranî’yim eğri doğru sözüm bu
Borç vermek hayırlı zekât vermeden…>>

Âlemde bir devir dönüyor amma

Âlemde bir devir dönüyor amma
Devr-i İngiliz mi Firenk mi bilmem
Halli âsân değil müşkül muamma
Zulm-i zalim göğe direk mi bilmem

Üzerimden güneş doğup aşıyor
Eriyip kar gibi bahtım üşüyor
Gönül tandırında bir aş pişiyor
Yanan ciğer midir yürek mi bilmem

Aşkımın sönmüyor eyvah közleri
Ne gecesi belli ne gündüzleri
Dinleyene Seyranî’nin sözleri
Gerek değil midir gerek mi bilmem…>>

Âlem-i ervahda ruhlara Mevla

Âlem-i ervahda ruhlara Mevla
Ten mülkün vermedi ahd ü amansız
İkrar-ı ezelde duranlar hâlâ
Mü’min-i kâmildir seksiz gümansız

Cahilin rüyası hayra yorulmaz
Tecellinin cilvesinden sorulmaz
Eğri okla doğru nişan vurulmaz
Doğru ok atılmaz eğri kemansız

Bir içim su içmedin mi elimden
Duymadın mı bir nasihat dilimden
İkrar silahların çektin belimden
Canıma kastettin behey imansız

Kim gülü dikenden ayırıp seçer
Herkes amelinin mahsulün biçer
Gam yeme Seyranî bu gün de geçer
Yüce dağın başı olmaz dumansız…>>

Âlem-i manada elhamdülillah

Âlem-i manada elhamdülillah
Bir ma-i carinin gözünden içtim
Aşk badesin içen geda olur şah
Ben mey-i vahdetin gözünden içtim

Nârı nurdan nuru nârdan seçmedim
Ağyar benden ben ağyardan geçmedim
Üzümden yapılmış bade içmedim
Verd-i bezm-i vahdet özünden içtim

Bir yüsre bağıdır başı usretin
Dermanı vuslattır derd-i hasretin
Gözü muhteliftir ma-i vahdetin
Sarp inişle yokuş düzünden içtim

Bildim hakikati kalktım uykudan
Hu ismi zatından zat ismi hudan
Sorsunlar Seyranî içtiğim sudan
Ben lisan-ı Hakkın sözünden içtim…>>

Allanın emrine muti’im dersen

Allanın emrine muti’im dersen
Resulün emrine itaat eyle
Helal haram demez bulduğun yersen
Müminlik sözünden feragat eyle

Zahm-i aşka gelip merhem sarmaya
Ferhat olup bir gün bağrın yarmaya
Kudretin yok ise Beyt’e varmaya
Gönül Beytullah’tır ziyaret eyle

Kulun rızkın verir Hazret-i Bari
Açılan gülleri incitmez harı
Kötülük değildir er kişi kârı
Kemlik edenlere inayet eyle

Daralup kendini sıkma Seyranî
Rıza-yı Bâriden çıkma Seyranî
Gönül Beytullah’tır yıkma Seyranî
Elinden gelirse imaret eyle…>>

Ana kız karındaş hem kız evladı

Ana kız karındaş hem kız evladı
Evde bulunsa da elden sayılır –
Leyla’nın Mecnun’u ŞirinFerhat’ı
Yad yabancı dağda belden sayılır

Dağda eniş yokuş düzden gayrisi
Yılda kış bahar yaz güzden gayrisi
Kezzaplarda iki sözden gayrisi
Havadan sayılır yelden sayılır

Vali hâkim dahi doğmuş anadan
Kısmet toplamaya gezer her nadan
Bir susuz derede bir fırtınadan
Uğrayıp geçici selden sayılır

Ömrün var gecesi hem gündüzleri
Tükenir mi eniş yokuş düzleri
Seyranî’nin kaba değil sözleri
Haddeden çekilmiş telden sayılır…>>

Ara bul şem’anı yak da

Ara bul şem’anı yak da
Su gibi engine ak da
Ne tırnak idim ayakta
Ne taç gibi serde idim

Ne martıyım bahra daldım
Ne gemi ummana saldım
Ne er gibi avrat aldım
Ne zen gibi erde idim

Mahremiyim Hak razının
Ma’kesiyim avazının
Âlem-i ervah sazının
Kolunda bir perde idim

Seyranî kader göçünde
Ne bir iki ne üçünde
Alem-i ervah içinde
Himmetli bir pirde idim…>>

Asıl sermayemiz bir avuç toprak

Asıl sermayemiz bir avuç toprak
Aşinasın sen bu sırra sevdiğim
Pervane şem’inin nuruna müştak
Bile bile Yanar nâre sevdiğim

Lisan-ı hal ile cümle dillere
Kelam verip talim eder ellere
Tanrım emretmese idi güllere
Müsehhir olur mu hare sevdiğim

Kala yapılır mı burçsuz bedensiz
Halkolunmamış hiçbir mahluk tensiz
Dertli Seyranî’nin derdine sensiz
Hak bilir bulunmaz çare sevdiğim…>>

Asırda acaip işler çoğaldı

Asırda acaip işler çoğaldı
Bilmem bu işleri kimler ediyor
Dünyayı hep rezil köpekler aldı
Gelen ümeraya karşı gidiyor

Biraz bahsedeyim ehl-i zamandan
Yahşiler aşağı düştü yamandan
Aralık itleri olmuş kumandan
Uyuz it kurtlara kumand-ediyor

Buğday unu beğenmiyor enikler
İplikten aşağı düştü ipekler
Hep sedire geçti itler köpekler
Hanedan ayakta hizmet ediyor

Koltuk kılı farkolmuyor sakaldan
Tüccarlar aşağı indi bakkaldan
Aslanlara çoban düşmüş çakaldan
Şimdi aslanları çakal güdüyor

Mekteple medrese ortadan kalktı
Meyhane kerhane meydana çıktı
Ar namus denen şey ortadan kalktı
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Sarhoşlar çoğaldı kalmadı ayık
Bu asra böylece haller de layık
Müzevvirin adı muhbir-i sadık
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

İsimlerin tebdil etsem satılmaz
Cisimlerin tahvil etsem zat olmaz
Altın eğer vursan eşek at olmaz
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Şahinler yurdunu tuttu yarasa
Baklava yerine geçti pırasa
Şimdi rağbet deyyus ile terese
Zamane bunlara rağbet ediyor

Boy kürkünü beğenmiyor köçekler
Babasına akl öğretir çocuklar .
Yumurtadan burnu çıkan cücükler
Horoz oldum diye cık cık ediyor

Küçükler büyüğe çorap giydirir
Tatlıyı insana acı yedirir
Seyranî zamane böyle dedirir
Şimdi kişi bildiğine gidiyor…>>

Âşıkların kalbi kenz-i Rahmandır

Âşıkların kalbi kenz-i Rahmandır
Kalb-i âşık evvel sani değildir
Bu sim anlayan ehl-i irfandır
Bilmeyen ma’rifetkânı değildir

Şeddadin cenneti şehr-i Aden’de
Anılmaz her kale şehr-i Vidin’de
Her nakkaşın adı diyar-ı Çin’de
Şöhret bulan Behzad mani değildir

Aç kolların kadir Mevlam doklayan
Kul kalbine nazar edip yoklayan
Âşıklarda minnet gülün koklayan
Payıtaht-ı aşkın hanı değildir

Analara hastır çiçek deşirmek
Ariflere mahsus çiğ söz pişirmek
Âşık Seyranî’yi gözden düşürmek
Merhamet ehlinin şanı değildir…>>

Aşk u sevda ile mecnun gezerken

Aşk u sevda ile mecnun gezerken
Ben bir güzel sevdim Müslüman deyu
Muhabbetin deryasında yüzerken
Şimdi bir su vermez al iç kan deyu

Şimdi ellerile alup satmakta
Gülüp oynamakta yatıp kalkmakta
Benim ciğerime ateş atmakta
Alış tutuş mahşeredek yan deyu

Madenine göre altun gümüşler
Ağacına göre elvan yemişler
Mühür kimde ise ana demişler
Âlemde Seyranî Süleyman deyu…>>

Aşkım bülbülüne şevkim bağında

Aşkım bülbülüne şevkim bağında
Gül açar dikenli çalım kalmadı
Gül gibi bitmişken aşkın dağında
Bülbül konmak için dalım kalmadı

Çerağım sönmeden pervanem ulaş
Ölmeden etrafım bir daha dolaş
Kuru kovan oldum kudretten telaş
Düştü arım çecim balım kalmadı

Balmumun yandırıp bezire kadar
Aradım beşirden nezire kadar
Yokladım kizirden vezire kadar
Bana zulmetmedik zalim kalmadı

Aşık Seyranî’yim dinle sözlerim
Yâkub’um elbette Yusuf özlerim
Servetperestlerden korktu gözlerim
Anadan üryanım malım kalmadı…>>

Ateş vapurunu icat edenler

Ateş vapurunu icat edenler
Yelken açıp yelin kadrin ne bilsin
Süleyman’dır kuşun dilin söyleyen
Her Süleyman dilin kadrin ne bilsin

Hayvanlarda çeşit çeşit fırkalar
Kimi düzden aşar kimi yorgalar
Necasete müştak olan kargalar
Has bahçede gülün kadrin ne bilsin

Seyranî Babanın beli büküldü
Ağzının içinde dişi söküldü
Davut Nebi sadasından çekildi
Saz çalmayan telin kadrin ne bilsin…>>

Baksam yüzüne bende olan göz tükenir mi

Baksam yüzüne bende olan göz tükenir mi
Ya sende olan böyle güler yüz tükenir mi
Vasfınla senin dilde olan söz tükenir mi
Bir yılda bahar kış ile hiç yaz tükenir mi
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir mı
Âlemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

Geçmiş deve vardır yük ile ince elekten
Lazım bir elek pak edici halkı kepekten
Her âdeme efdal diyemem gökte melekten
Mümtaz diyemem her meleği kadr-i felekten
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir m
Alemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

Kör körlüğe razı olarak gözsüz olur mu
Gündüz gecesiz ya gece gündüzsüz olur mu
Hüsnünde solar fasl-ı bahar güzsüz olur mu
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir mi
Âlemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

Rabbim bana ver bir dem-i devran-ı tecelli
Baykuş gibi kaldım yine zulmette temelli
Bu derd-i elimin ne ise çare-i halli
Âid sana Seyranî’ye ver nur-ı teselli
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir mi
Âlemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

 

Seyrani Şiirleri 


Ben bu aşkın çilesini

Ben bu aşkın çilesini
Yanar çektim tüter çektim
Yedim gonca sillesini
Bülbül gibi öter çektim

Dizgin etsem gönül atın
Geçer göğün yedi katın
Yalan dünya maslahatın
Kâh bitmez kâh biter çektim

Çeşmin yaşının yavuzu
Aksa doldurur havuzu
Oldum turna kılavuzu
Kâh bozuk kâh katar çektim

Seyranî bilmem mert midir
Yoksa cana cömert midir
Eyyup’un derdi dert midir
Ben ondan besbeter çektim…>>

Ben gedanın büküp belin cevr ile

Ben gedanın büküp belin cevr ile
Kametim endamım kaş eden etmiş
Âşık-perest olan şuha devr ile
Raz-ı derununu faş eden etmiş

Bu aşkın rahında yetmiş bin hicap
Var imiş geçenler eylemiş hisap
Her hicapta gelip yetmiş bin azap
Eyvah bu menzili baş eden etmiş

Seyranî anlamaz kimse remzimiz
Gamla güzer eyler şeble ruzumuz
Geçti de demire şi’r-i suzumuz
Geçmez cahil kalbin taş eden etmiş…>>

Ben tecessüs ettim ruh-ı meskûnu

Ben tecessüs ettim ruh-ı meskûnu
Bulmadım meram-ı maksada vusul
Leyla irşad etmiş Hakka Mecnun’u
Bana da gösterir aşkım doğru yol

Kokusu tükenir konca solunca
Hiç bir kemal yoktur zeval olunca
Mecnun’un kalbine sevgi dolunca
Bütün Leyla ile doldu sağ ve sol

Her çeşmeden ab-ı hayat içilmez
Ekmeyince hiçbir mahsul biçilmez
İnd-i Hak Taala, edna seçilmez
Mevlasmdah gafil bulunmaz bir kul

Seyranî’yim kime gitsem çareye
Bir keyfince merhem sarmaz yareye
Cami-i kalbimde ak minareye
İsa gibi aşkım etmesem üzül…>>

Beni çıkarma gönlünden

Beni çıkarma gönlünden
Kulun kurbanın olayım
Karanlıkta can ü dilden
Şem’-i suzanın olayım

Eser ise seher yeli
Irgalanır zülfün teli
Dudu gibi açıp dili
Oku fermanın olayım

Aldı aklım kaşın yayı
Divaneden geda bayı
Ak döşüne bu ednayı
Takın gerdanın olayım

Zülfünün telleri Tuba
Seyranî canım merhaba
Dokunursa bad-ı saba
Örtün yorganın olayım…>>

Bilirken ölüm var bu halk-ı âlem

Bilirken ölüm var bu halk-ı âlem
Gözleri dünyanın ihtişamında
Mevlaya malumdur feryat ü nalem
Evkat-ı hamsede subh ü samında

Müşkülüm halledin ehl-i zamirler
Tutar mı altının yerin demirler
Merhametsiz olan ulul-emirler
Korkarım şeytanın iltizamında

Ezelden böyledir Seyranî âdet
İbadetten yeğdir nefse ticaret
Kalmadı dünyada bitti halavet
Ne düğün arife ne bayramında…>>

Bilmediğin nasa olursan kefil

Bilmediğin nasa olursan kefil
Ağrını kesemez tarçın karanfil
Düşer itibardan olursun rezil
Cinayetin süt kardaşı kefalet

Misafir bulursan hanene götür
Bir içim su ile keyfîni yetir
Bir mümkün haceti olursa bitir
Sen tiğ-i emrine eyle itaat

Örtülmüşü açma açığı örtme
Er isen Seyranî bir can ürkütme
Hasisin bahilin gayretin gütme
Sonradan görmüşten alma emanet…>>

Bin iki yüz altmış bire tarih basınca

Bin iki yüz altmış bire tarih basınca
Pek ziyade oldu siklet bu sene
Eski âdet bitip devir dönünce
Kalktı insanlardan şefkat bu sene

Koymuşum havana bu garip seri
Sefa mı sürülür ah simden geri
Ağniya olursan derler gel beri
Fukaraya yoktur rağbet bu sene

Fukaranın hali Mevlaya belli
Merhamet yok ağniyada ezeli
Buğdayın bir mutu oldu yüz elli
Muhtekire düştü fırsat bu sene

Zengin artık kesmez oldu kurbanı
Kalmadı dünyanın rengi elvanı
Sultan Süleyman’a kalmadı fani
Bize Haktan ola rahmet bu sene

İş böyle giderse kopacak fesat
Yaklaşmadı gitti şu vakt-i hasat
Sanatlar işlemez ortalık kesat
Boşadır çalışmak gayret bu sene

Bu Seyranî sahih sohbet söylesin
Naçar olan fukaralar neylesin
Rica niyaz edin halas eylesin
Mevlamız beladan millet bu sene…>>

Bir erişmez menzil-i maksuda rahim var benim

Bir erişmez menzil-i maksuda rahim var benim
Bir atılmaz yaye bağlı tir-i ahım var benim
Nokta döktüm cümle usturlab-ı aşkı yokladım
Lûtfu değmez kahrına baht-ı siyahım var benim

Düşman olmaz âşıka âlemde baht-ı şum gibi
Necm-i ikbalim münevver olmadan mahrum gibi
Bir şemîdan sabr-ı suze ben dikildim mum gibi
Gam dühanından çıkar başta külahım var benim

Çille çekmek saltanattır âşık-ı uftadeye
Âşık-ı sadıkların yok nispeti şehzadeye
Saki-i devran beni kandırmadı hiç badeye
Zülcelâlin affına muhtaç günahım var benim

Tok olanlar belki Seyranî seni de tok sanır
Aç olanlar dünyada hiç tokluğu da yok sanır
Bilmeyenler merhamet ehli cihanda çok sanır
Merhametli kimse yok illa İlahım var benim…>>

Bir seher vaktında çekip giderken

Bir seher vaktında çekip giderken
Ansızın yollarım düze dayandı
Gaflet uykusunda böyle yatarken
Eyvah geçti ömrüm yüze dayandı

Sevdiğim sen bari bir selam gönder
Felek altımıza vermedi minder
Ey çark muradınca dön bizi dönder
Ömrüm bahar yaz kış güze dayandı

Seyranî der buldu yaş kemalini
Bir daha görseydim mah cemalini
Hesap ettim cümle dünya malini
Neticesi bir top beze dayandı…>>

Bir sulu çeşmenin başına vardım

Bir sulu çeşmenin başına vardım
Testime bir damla suyu akmadı
Arzuhalim Şaha uzatıp verdim
Merhametle nazar edip bakmadı

Çeşme boğazına halkasın takar
Benden gayrisinin kabına akar
Cümle tiryakiye kav çakmak çakar
Bir çakım kavcık da bana çakmadı

Kerbela halinden olmuşuz agâh
Susuz şehit etti Yezid-i gümrah
Fırat ırmağında bir damla eyvah
Merhamet tespihin delip takmadı

Seyranî var her bir işin sebebi
Dolaşıktır ikbalinin kelebi
Fakrın uykusuna yatmış arabi
Ya kıyamet demiş yatıp kalkmadı…>>

Bu aşkı farz vacip sünnet ise de

Bu aşkı farz vacip sünnet ise de
Çekilecek sefil başta hal değil
Boyu fidan gibi servi ise de
Meramımca meyve verir dal değil

Hayal aldatamaz ehl-i irfanı
Hakikat artırır şöhretle şanı
Ehl-i hakikatin olmaz nişanı
Keramet sahibi hırka şal değil

Düşman görülmezse bir ok atılmaz
İktiza etmezse kalkan tutulmaz
Can cevheri akçe ile satılmaz
Bil kadrini ele geçer mal değil

Döner mi ay güneş kendi kendine
Arif muhtaç değil vaiz pendine
Tutuldu Seyranî aşk kemendine
Kurtulacak tuzak değil al değil…>>

Bu aşkın esrarın şerh edem desem

Bu aşkın esrarın şerh edem desem
Cevaba elkaba lisana sığmaz
Mahbuplar şahını methedem desem
Kitaba hesaba dehana sığmaz

Mahbubun aşkını ayan eylesem
Hak sözü derunda pinhan eylesem
Bir noktanın ilmin beyan eylesem
Deftere fermana divana sığmaz

Gönül bu meydanda mestane olsa
Ayılmaz haşredek irfanı olsa
Aşk ile bir kişi divane olsa
Dünyaya uhraya cihana sığmaz

Seyranî gözyaşın şarap eylesem
Yaka yaka sinem kebap eylesem
Derdimin zerresin hisap eylesem
Kantara batmana mizana sığmaz…>>

Bu dünyaya gelen gider

Bu dünyaya gelen gider
Hakka gidip yerin bulur
Ölenler borcunu öder
Görelim sağlar ne olur

Alttan gelir yeşil başlı
Kargısının ucu taşlı
El kamçılı bel kılıçlı
Görelim beyler ne olur

Kemal ehli özlü olur
Her kabahat gizli olur
Ne vezirler nazlı olur
Görelim tuğlar ne olur

Gam kervanı yük götürür
Kemal fazilet yetirir
Türlü çiçekler bitirir
Görelim dağlar ne olur

Seyranî öldü dirildi
Suçu yüzüne vuruldu
Derdinden yerler yarıldı
Görelim gökler ne olur…>>

Bu gece uykuda gördüm bir mana

Bu gece uykuda gördüm bir mana
Ne ben yorabildim ne de yoran var
Erenler bir nişan dikmiş meydana
Ne ben vurabildim ne de vuran var

Aktı bir şehire gönlümün nehri
Bir kış baran oldu Huda’nın katn
Alt üst olmuş diye gezdim o şehri
Ne kimse üşümüş ne de buyan var

Bülbül okur güle binbir müsemma
Marifet değildir ilm-i muamma
Seyranî’yim benim derdim çok amma
Ne ben derdim derim ne de soran var…>>

Bülbül gibi gülistanda subh u şam

Bülbül gibi gülistanda subh u şam
Bir gül-i şeydanın meyyaliyim ben
Kurtulmadım yanıp böyle ben encam
Şem’i pervanenin emsaliyim ben

Güzeller âşıkm dil destanıdır
Aşk-ı muhabbetin bağ bostanıdır
Hüsnü kenz-i kudret bedestanıdır
Meta-ı vaslının dellalıyım ben

Güzeller ağyarın keyfince amma
Ne dilerse kılar meramın icra
Âşıklara eder naz u istiğna
Derd ü gam yükünün hamm alıyım ben

Vird-i zeban ettim evsaf-ı pakin
Makbule geçmedi Seyranî lakin
Verse kabul etmem cümle emlakin
Seyr-i cemalinin abdalıyım ben…>>

Can ipini ten yününden

Can ipini ten yününden
Saran kirmen ular bir gün
Sulu yalçınlar önünden
Açılan gül solar bir gün

Gül dalında diken yarar
Diken güle vermez zarar
Toprak bir gün başın tarar
Yolar saçlarını bir gün

Dünya olur bir gün harap
Ne bülbül kalır ne gurap
Rızka sebep olan türap
Gözlerine dolar bir gün

Kudret koçunu koyuna
Katmış seyreder oyuna
Ecel kulların boynuna
Habersizce dolar bir gün

Acı tatlı yenmez olur
Yalan gerçek dinmez olur
Taş çarh ile dönmez olur
Hep kesilir sular bir gün

Çal Seyranî durma sazın
Hakka eyle sen niyazın
Sana secdesiz namazın
Kısmet olan kılar bir gün…>>

Cana cananımdan yakın kimse yok

Cana cananımdan yakın kimse yok
Ten zahirde göze hicap görünür
Dilden çıkan sözün her biri bir ok
Kimi günah kimi sevap görünür

Hak her canı bir cisimle sınadı
Can cevheri haktır etme inadı
Dest-i kudretinde çarhın kanadı
Bize döndürdüğü dolap görünür

Hakikat kapusun muhabbet açar
Muhabbetten kaçan haktan da kaçar
İyilik el kuşudur kanatsız uçar
Kötüye iyilik azap görünür

Her gülün kokusu kendi özünde
Zanneyleme yokuşunda düzünde
Hakkı buldum ariflerin sözünde
Hak söz Seyranî’ye kitap görünür…>>

Cennetten dünyaya Âdem gelince

Cennetten dünyaya Âdem gelince
Aramış Havva’yı yârân diyerek
Arafat Dağında bulup bilince
Sevmiş canım sana kurban diyerek

Sermayesi olan gider kârına
Bu günün işini koyma yarına
Mısır’da Züleyha aşkın narına
Yanmıştır Yusuf-ı Kenan diyerek

Gönül vücudunda gül almış harı
Dilinde bülbülün artmıştır zan
Nemrut İbrahim’i yaktığı narı
Yakmadı bülbüle gülsen diyerek

Ne maden ne kimya ne zer Seyranî
Aşkın deryasında yüzer Seyranî
Bir saz bir söz ile gezer Seyranî
El insan ü abit ihsan diyerek…>>

Dağlarda nergis sanırdım

Dağlarda nergis sanırdım
Elâ gözlüm mestim seni
Sözünden özün tanırdım
Fehmederdim dostum seni

Ben soyundum samurlardan
Tohma oldum hamurlardan
Olur olmaz çamurlardan
Sakınmazdım üstüm seni

Varsam kırklar mekkesine
Tuğra olsam sikkesine
Bir gerçeğin tekkesine
Seremedim postum seni

Dersim aldım ism-i hu’dan
Kara toprak kanlar yudan
Seyranî keyfîmce sudan
Doldurmadım testim seni…>>

Değirmen taşının ince ununu

Değirmen taşının ince ununu
Kepeğinden seçip eler var imiş
Yüz bin sene evvel Adem donunu
Giyip Havva için yeler var imiş

Hakkın fermanını âdem silmeden
Âdem Havva Havva Âdem bilmeden
Anlar birbirine bakıp gülmeden
Haline anların güler var imiş

Çarhın arabası cızılamadan
Öküzün yüreği sızılamadan
Koyun yaratılıp kuzulamadan
Kurdun kulağına meler var imiş

Derun-i Seyranî öz benim değil
Dilden işitilen söz benim değil
Seyr-i cihan eden göz benim değil
Ben yok iken gözde neler var imiş…>>

Destiğirlik ummam senden bir zaman

Destiğirlik ummam senden bir zaman
Göster ağacında sağlam dal bana
Pervazıma dardır geniş asuman
Daima açıktır istikbal bana

Mesnedim yok azlim kaygı çekeyim
Usta başı gibi ölçüp dökeyim
Evvel ahir bir kurbanlık tekeyim
Vakti gelsin bıçağını çal bana

Esmeyince emr-i Hakkın yelinden
Koku gelmez şefaatin gülünden
îdris’in cennette gelse elinden
Hülle biçer yeşil bana al bana

Seyranî’yim boş küp gibi inlemem
Uç sıfırla bir rakamı binlemem
Elimde çaldığım sazı dinlemem
Aşkım sazı verir türlü hal bana…>>

Dikenli çalıda açılan güller

Dikenli çalıda açılan güller
Âşıklara kanat gerip kol açtı
Feryada başladı şeydâ bülbüller
Gül vasfın etmekten diller dolaşt

Güllerin çeşmine şebnemler dolar
Teşne bülbülleri çeşminden sular
Bal tutan elbette parmağın yalar
Cismime hüsnünden gör ne bulaştı

Severken halimce ben de bir yârı
Taşa çalıp kırdı kâse-yi ârı
Canıma cefadan gayrı yok kârı
Sevdası başıma uydu ulaştı

Ey Seyranî çürük eyle sağların
Yok içinde yaran çözüp bağların
Yaratılmış alçak yüce dağların
Hep üstünden kervan geçti yol açtı…>>

Dini bütün Müslümanın gözleri

Dini bütün Müslümanın gözleri
Merhamet bahrine dalmada olur
Arif dinlemeden duyar sözleri
Kıssadan hisseyi almada olur

Bulunca arifi can kurban verem
Ayağı altına yüzümü sürem
İyi gün dostuna eylesen kerem
Bir gözü kusura kalmada olur

Arif kalkan eder sabr ü hilmini
Anınla defeder zalim zulmünü
Anlamayan avcı avın ilmini
Kuşunu dumana salmada olur

Tabiblerin ilmin ehl-i dert okur
Derd-i Seyranî’ye derman mert olur
Ham sofular teşbih çeker virt okur
Gözü hayvan yemin çalmada olur…>>

Dinim din-i İslam temiz imanım

Dinim din-i İslam temiz imanım
İkrarı dilimde sözümde buldum
Allah bir Resul hak yoktur gümanım
İmanın nurunu özümde buldum

Rabbim mamur eyle gönlüm harabın
Akıbet bulacak tenim türabın •
Ezelden içmiştim aşkın şarabın
Sanma kim çubuklu üzümde buldum

Gönlümü bir yârdan ayıramadım
Hakkın fermanını buyuramadım
Sağır kulak imiş duyuramadım
İnişim yokuşum düzümde buldum

Rabbim bu Seyranî yoldan azmasın
İblis düşürmeye kuyu kazmasın
Kiramen kâtibin yazsın yazmasın
Ben yüzüm karasın yüzümde buldum…>>

Dostun sitem sözü tene dokunmaz

Dostun sitem sözü tene dokunmaz
İşler içeriye zehr-i mar gibi
Defterde her dostun ismi okunmaz
Gökten yağar yere erir kar gibi

Kim gözü gözüne kaşı kaşına
Benzemezse tuzun katma aşına
Bir gün şu cihanı eder başına
Esir zindanından daha dar gibi

Arifler Seyranî ay gibi ayan
Ariften sayılır arife uyan
Cahil sohbetinin encamı ziyan
Ariflerin ziyan sözü kâr gibi

Seyrani Şiirleri 


Edelim nazmile hoş bir nasihat

Edelim nazmile hoş bir nasihat
Dinlesin talib-i destan olanlar
Şayet verdi nutkum cahile sıklet
Kadrim bilir ehl-i irfan olanlar

Meylini vermişsin kesb ile kare
Zikirden fikirden olup avare
Bulursun ey miskin ölüme çare
Bulmadı âlemde Lokman olanlar

Kimsenin kimseye yoktur sayesi
Sütlere karıştı cehlin mayesi
Tilkiye verildi aslan payesi
Tilki payesinde aslan olanlar

Bütün cihan tuttu şimdi efkâre
Küçükten büyüğe yoktur mudare
Hizmet gördürürler pir ihtiyare
Üç beş yaşındaki sübyan olanlar

Niçin garip oldu hükm-i şeriat
Kadının müftünün yediği rüşvet
İçkide zinada cahile nevbet
Vermiyor hafız-ı Kuran olanlar

Mağrip dediğimiz şark olur bir gün
Mümin münafık fark olur bir gün
Cennet libasına gark olur bir gün
Hak için sinesi üryan olanlar

Kim ne işler ise kendisi biler
Her âdem bir türlü sevdaya yiler
Dünyada ağlayan ahrette güler
Ruz ü şeb Hak için giryan olanlar

Fark etmez dediğin asla din iman
Anınçün bilemez yahşiyle yaman
Haraç korkusundan olmuş Müslüman
Bir alay nimet-i küfran olanlar

Cellad-ı ecelden yemişler satır
Kimi tellak imiş kimisi natır
Kara toprak içre gark olmuş yatır
Kimi veli kimi sultan olanlar

Hiç kimse kimsenin gayretin gütmez
Anınçün Hak sözün tutup işitmez
Meyhaneye gider camiye gitmez
Kadısı müftüsü şeytan olanlar

Dinleyene sivrisinek saz olur
Anlamaza davul zurna az olur
Sureta insanlar hilebaz olur
Böyledir manası hayvan olanlar

Görmüş yok cihanda cahilden vefa
Vefa umup etme kendine cefa
Olur mu insana zehirden şifa
Fikretsin gönülden ihvan olanlar

Sultan isen koyma boynunda vebal
Her işin sonunda var elbet zeval
Bir mezaristana git eyle sual
Kimdir o hâk ile yeksan olanlar

Küçük lokma ile dolmaz avurdu
Ne yaman insanı kastı kavurdu
Cihanın külünü göğe savurdu
Geçti sadarete hayvan olanlar

Bizleri bu ateş haşredek yakar
Sanma şimdi sular engine akar
Borcunu zannetme gırtlağa çıkar
Ecelden kalbine ferman olanlar

Alırsın rengini yeşilli morlu
İlletin yok iken olursun çorlu
Kılıç vuran düşman olursa zorlu
Kurtulmaz sahib-i kalkan olanlar

Herkes belasını azdı da buldu
İnsanda evvelki sadakat n’oldu
Eski sarayları beğenmez oldu
Yere sığmaz oldu sultan olanlar

Çarh-ı felek daim dönüp övünmez
Dönerse de dahi eyliğe dönmez
Yedi derya suyu dökülse sönmez
Bu zulmün nârından suzan olanlar

Seyranî kâmiller ta’nın eylesin
Cahiller nutkun zemmin söylesin
Bundan âlâ destan yapıp neylesin
Şairlikte merd-i meydan olanlar…>>

Efendim almış züğürtlük

Efendim almış züğürtlük
Kaşa beni göze beni
Sürükler yıl cepte dörtlük
Yaz bahar kış güze beni

Dedim züğürtlük çelebi
Nedir ezdiğin sebebi
Ben değilim yoğurt gibi
Yağım çıkar öze beni

Ateş belli yakışından
Günlük belli kokuşundan
Müflisliğin yokuşundan
Kurtar çıkar düze beni

Dedi dinlemem ben çene
Bakalım beş yüze bine
Al da nişangâhı dene
Çeşmin süze süze beni

Değil şimdi arayıla
Padişahlık parayıla
Sikke ile turayıla
Muhtaç sanma söze beni

Seyranî’ye şöyle böyle
Ne suçu var ise söyle
Şanına düşeni eyle
Ayna etme yüze beni…>>

Eğlen hocam eğlen bir sualim var

Eğlen hocam eğlen bir sualim var
İzan nedir erkân nedir yol nedir
Seni bana gayet fazıl dediler
İçerimde bir yaram var bil nedir

Cennetin kapısın Sallallah açar
Şeriat işini Muhammet seçer
Seksen bin evliya yurdundan göçer
Onları bekleten mutlu kul nedir

Muhammet dinidir taptığım tapı
Bozulmaz Mevlamın yaptığı yapı
On iki bahçede kırk sekiz kapı
Eşiği bekleyen iki kul nedir

Kıldan ince derler sıratın yolu
Önünde devletli ardında Ali
Üç yüz altmış birdir selvinin dalı
Dalında açılan iki gül nedir

Başına bağlamış al yeşil çember
Kokuyor ağzından misk ile amber
Seksen bin evliya yüz bin peygamber
Önünde gidiyor iki kul nedir

Seyranî der diyar diyar gezmedim
Kalem alıp kaşın gözün yazmadım
Elim ile bir gemicik düzmedim
Gemi nedir derya nedir yol nedir…>>

Elbette bu çarhı bir döndüren var

Elbette bu çarhı bir döndüren var
Tehi döner çarh-ı felek değildir
Gelmiş olanları bir gönderen var
Gidip de gelmemek dilek değildir

Şem’-i vuslatına seza sönmemek
Ne mümkün mahluka fani dememek
Bu çarhın elinde değil dönmemek
Galiba binası dölek değildir

Bu dünyaya gelen yine göçmekte
Emeğine uygun mahsul biçmekte
Herkes kendi rızkın yiyip içmekte
Kul kula sebeptir şelek değildir

Kuran kurmuş böyle yolu erkânı
İzan erkân piri Tanrı arslanı
Ehlinin malumu Âşık Seyranî
Çiğ süt emmemiştir kelek değildir…>>

Emr-i Hak bizi deli dolandırır

Emr-i Hak bizi deli dolandırır
Feleğin işine hille olur mu
İnsanı gafletten aşk uyandırır
Bize bundan özge çille olur mu

Okuyup hıfzettik bir yârin adın
Sundu ağzımıza lezzetin tadın
Biz şahlar şahının yedik tokadın
Bize başka yerden sille olur mu

Biz gam metaından aldık bir kıyye
Bu aşk-ı ilahi Haktan hediyye
İletsem Cennete İdris Nebiyye
Örümcek perdesi hülle olur mu

Bir araya gelse hep tercümanlar
Bir dilden eylesek ahd ü amanlar
Havada bulutlar dağda dumanlar
Kovan sız toplara gülle olur mu

Seyranî’yim seyreyledim âlemi
Ne devlet ki bula ikser âdemi
Kaptan kaba koyar takdir âdemi
Öyle olmayınca böyle olur mu

Aç gözünü hayalleme Seyranî
Muhanneti kovalama Seyranî
Nafileye çabalama Seyranî
Öyle olmayınca böyle olur mu…>>

Eski libas gibi âşıkın gönlü

Eski libas gibi âşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş
Güzel sever isen gerdeni benli
Her güzelin kahrı çekilmez imiş

Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imiş

Sevdiğim değildin böylece ezel
Aşkımın bağına düşürdün gazel
İbrişimden nazik sandığım güzel
Meğer pulat gibi bükülmez imiş

Seyranî’nin gözü gamla yaş imiş
Benim derdim cümle derde baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş…>>

Everek şehrinde gördüm bir güzel

Everek şehrinde gördüm bir güzel
0 da düşmüş bir kötünün eline
0l hâk-i payına yüzümü sürdüm
Salınıp giderken kendi iline

Yüz yüze rasgeldim günlerde bir gün
Cennetten etmişler dünyaya sürgün
Kötüye düşmüş de gönülü kırgın
Hayran oldum tatlı güzel diline

Selamı verince eğlendi biraz
Atardı ağzına uğrunca çerez
Dudadığının rengi sultani kiraz
Hiç bir gül benzemez kendi gülüne

Karşıma geçmiş de gözünü süzer
Sanki Seyranî’nin bağrını ezer
Saçının bir teli bin cana değer
Bin kız kurban olsun böyle geline…>>

Evvel giymez iken ipek mintanı

Evvel giymez iken ipek mintanı
Giyersin eğnine çul yavaş yavaş
Feragat kıl bırak aşk u sevdayı
Olma bir dilbere kul yavaş yavaş

Heder olsa bir pul için her demin
Munannet babına basma kademin
Emsaliyle konuşmayan âdemin
Altun ismi olur pul yavaş yavaş

Soyundum libasım oldum uryani
Seyrettim köşeyi çarh-ı devranı
Bu dünyanın işi bitti Seyranî
Başına bir çare bul yavaş yavaş…>>

Ey adımı Mecnun andıran Leyla

Ey adımı Mecnun andıran Leyla
Gam yemezdim olsa senin idrakin
Etmem nefsim için ah u vaveyla
Çekmem kasavetin bir avuç hâkin

Halk iki kısımdır erkek dişidir
Sende göz kulak var duyar işidir
Kimin yaratması kimin işidir
Sofu elde tespih belde misvakin

Bir yaydan çıkmışız hedefe vusul
Bulmak için biz siz ararız bir yol
Hak bilir etmezdin ölmeyi kabul
Olsa bu can ü ten kendi emlakin

Bitmeyen gölgeye atılmaz bider
Riya ile etme emeğin heder
Bir demin sürürdür bir demin keder
Birisi zehrindir biri tiryakin

Mülk dava etmeye benzer yelisin
Hakla ortak isen malı bölüşün
Seyranî âleme senin gelişin
Benzer gubarına has ü haşakin…>>

Ey bir kez düşmeyi görmeyen düşte

Ey bir kez düşmeyi görmeyen düşte
Gör ki yahşi halin ne yaman gelir
Bülbülün elbette hayalde düşte
Hatırına zevk-ı gülistan gelir

Farz sünnet amma ki helal kisb ü kâr
Ahval-i âlemdir malum-u nigâr
Gâhi gelir gül açıcı rüzigâr
Gâh da soldurucu mihrican gelir

Ne var divaneye zincir takrnasa
Ne de pervanesin nâre yakmasa
Mecnun gönlüm Leyla’sına bakmasa
Korkarım başına bir ziyan gelir

Akıl madeninin cevheri renk renk
Yayla ok kılman hasmı top tüfenk
Nemrut’un hakkından bir topal sinek
Rüstemin hakkından kahraman gelir

Seyranî takdir-i ilm-i ezeli
Kimisi usludur kimisi deli
Kâfirin hakkından Hazreti Ali
Devlerin hakkından Süleyman gelir…>>

Ey enbaz-ı hüsn-i Yusuf-ı mümtaz

Ey enbaz-ı hüsn-i Yusuf-ı mümtaz
Seni güzellere server dediler
Bazılar leblerin rengi al kiraz
Bazılar yakut ahmer dediler

Küntü kenzi bunda mahfi nümayan
Sıfatın zatullah olmakla ayan
Vücudun gevheri kânı dü cihan
Seni sultanlara serdar dediler

İsmi resmi cümle mahluk mevcudat
Zuhur-ı mümkünat cümle kâinat
Maden-i vücudun ettiler ispat
Sıfat-ı zatına cevher dediler

Mahrem-i şanından masun cemalin
Zerre noksan kabul etmez kemalin
Cümle mağrip meşrık kıble şimalin
Ednası Seyranî kemter dediler…>>

Ey güzel ateş-i aşkınla senin

Ey güzel ateş-i aşkınla senin
Elverir yandığım nâre doğrusu
Gerçi düşkünüyüm o sîmin tenin
Amma kaşın gözün kara doğrusu

Top top olmuş siyah zülfün mar gibi
Sofu tabiatlı ziyankâr gibi
Olsa dahi gövden beyaz kar gibi
Aham kaba yeldir kara doğrusu

Nasıl arz edeyim sana halimi
Harceyledim elde olan malımı
Kaba yel elinden karın ölümü
Mevta bulmuş yoktur çare doğrusu

Muhabbet biderin kalbe saçtığın
Biçmeden mahsulün yeter kaçtığın
Âşık Seyranî’ye senin açtığın
Merhem kabul etmez yara doğrusu…>>

Ey sevdiğim artık yeter

Ey sevdiğim artık yeter
Bana yosma bakışın var
Ateşlerden daha beter
Âşıkları yakışın var

Erdin güzellik çağma
Bağladın zülfün bağına
Bizi hüsnün ayağına
Nal mıh gibi çakışın var

Sağlıktır her işin başı
Sabırdır ekmeği aşı
Aferin ey çeşmim yaşı
Yâr yoluna akışın var

Güzel senin hüsnün sebep
Olup gören eyler talep
Cennetten mi çıktın acep
Tavus gibi nakısın var

Güzellerin çok gencisin
Seyranî’ye birincisin
Aşk ipine zevk incisin
Güzel delip takışın var…>>

Eyvah fukaranın beli büküldü

Eyvah fukaranın beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldık
Eyiler âlemden göçtü çekildi
Bizler zemanenin piçine kaldık

Rüşvet ile yazar hâkim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini şer’i sünneti
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık

Sene bin iki yüz altmış beş tamam
Okunur ezanlar boş bekler imam
Seyranî bu nutkun sonu vesselam
İnanın dünyanın ucuna kaldık…>>

Felek bir gün bize bir yol gülmedi

Felek bir gün bize bir yol gülmedi
Tuğlar taktı elin Seyranîsine
Yirmi dokuz harften al mahlas diye
Teklif eder durur Seyranî’sine

Er isen sözünü yürüt bin ata
Söz ana değildir söz bence ata
Olur olmaz âdem, söz ata ata
Pare pare oldu Seyranî sine

Her âşık içtiğin hayat sanırlar
Her meclisi avlu hayat sanırlar
Ben memat olsam da hayat sanırlar
Sağlığında girdi Seyranî sine

Belki bu şeb bizde o yâr bulunur
Başı yastıktayken duyar bulunur
Sanma bu dünyada uyar bulunur
Everek’in edna Seyranî’sine…>>

Gam bahrinden doldurmuşum eleğim

Gam bahrinden doldurmuşum eleğim
Çevirir çalkanır hiç elendirir
Bir şakirt bilmezse hoca emeğin
Çalışır çabalar hiçelendirir

Yazı yaz bilenler yazı yaz anlar
Dolaşıp geliyor yazı yazanlar
Yirmi dokuz harften yazı yazanlar
Çatar imlasını hecelendirir

Yâr beni haneye bir kez okursa
Gam değil sineme bir de ok ursa
Bir talip dersini yanlış okursa
Tekrar hocasından hecelendirir

Seyranî kaynıyor kalpte kazanlar
Elfazı olmayan kozu kaz anlar
Ölmedik adama mezar kazanlar
Diker iki taşı hecelendirir…>>

Gel ezrail canımı al

Gel ezrail canımı al
Ruhumda yadet serimi
Yok almaya onda mecal
Gözler emer serverimi

Bir alıcı kuştur felek
Kuş tülerse döker telek
Etrafımda olan melek
Silmeyince defterimi

Nas yanında yoktur yerim
Zemmederler işitirim
Hasbünallah daim derim
Unutmam bu ezberimi

Seyranî’den suç sadirdir
Zemmetmeyen pek nadirdir
Büyük tanrım pek kaadirdir
Saklamaya her şerrimi…>>

Gelecekten haber veren bulunmaz

Gelecekten haber veren bulunmaz
Gelen baştan geçmiş hikâyetine
Nur-ı şems-i zat-ı vahdet dolun m az
Benzemez mihrümah kesafetine

Her eşya mazhar-ı kudret sıfatlı
Kimisi piyade kimisi atlı
Ne var yaratılmış âlemde tatlı
Benzemez muhabbet halavetine

Hazret-i Musa’ya indi maide
Yine bozulmadı eski kaide
Sağ gözden sol göze yoktur faide
Bak kendi başının selametine

Kim bilirse kendin ehl-i keramet
Seyranî bil anda yok istikamet
Sofu her ne kadar etse ibadet
Başın bağlar nefis ticaretine…>>

Gönül sarayını eyle müzeyyen

Gönül sarayını eyle müzeyyen
Belki mihmanlığa han gelse gerek
Vahdetten kesrete olmuş muayyen
Kesretten vahdete şan gelse gerek

Kuluna yardımcı yaradan kefil
Yarattığın etmez bir vakit sefil
Sur düdüğün üfleyince İsrafil
Çürümüş tenlere can gelse gerek

Merdane görünmüş Süleyman’a mur
Bedîhi vallahi âlemül-umur
Huzura hazır var hazıra huzur
Yatıp bu Seyranî yan gelse gerek…>>

Gül gibi açılmış herkeste bir huy

Gül gibi açılmış herkeste bir huy
Ecel gelmeyince solmaz ki solmaz
Arif ol imâm-ı zevk-ı aşka uy
îmanından guman olmaz ki olmaz

Bir yanmış yerime dökmezsen suyu
Başını yastıktan kaldırma uyu
Cahilin misali bir susuz kuyu
Elden su koymakla dolmaz ki dolmaz

Yedi iklim dört köşeyi bir âdem
Arayıp Seyranî gezse de madem
Mezhebince âdem bulamaz demem
Ma-ı meşrebince bulmaz ki bulmaz…>>

Gül yüzünden bülbül gibi dilimde

Gül yüzünden bülbül gibi dilimde
Bu ne ahdır bu ne figan bu ne zar
Aşkınla iradem değil elimde
Bu ne ahdır bu ne figan bu ne zar

Rahmetile toprak ıslanır kurur
Ecel nişangâha aldığın bulur
Hüsnün civarında toplanmış durur
Bu ne ejder bu ne yılan bu ne mar

Her güzel âlemde dengini bulmaz
Dökülen çanaklar meseldir dolmaz
Canlı kulda böyle beyaz ten olmaz
Bu ne kırcı bu ne bora bu ne kar

Seyranî’yi pişirmeye başladın
Ateş-i aşkınla yakıp haşladın
Önde sevdin sonra dönüp boşladın
Bu ne gayret bu ne namus bu ne ar…>>

Hak bir kula açsa bir bab-ı kerem

Hak bir kula açsa bir bab-ı kerem
Hak açtığı gülde kapar bulunmaz
Kısmet kapısını bulur lacerem
Kısmette yolundan sapar bulunmaz

Anlar zevk alır çiçek özünden
Rüzgârlar kül alır ateş közünden
Mecnun sevmiş Hakkı Leyla yüzünden
Halkta Haktan gayrı tapar bulunmaz

Deyr-i aşkta puta tapan bulunur
Seyranî yolundan sapan bulunur
Güzelin yıktığın yapan bulunur
Aşıkın yıktığın yapan bulunmaz…>>

Hak yoluna benim gidişime bak

Hak yoluna benim gidişime bak
Ehl-i tarik olan bu çalım gider
Benim anda olan gidişime bak
O da benim gibi bu çalım gider

Ezelden bu aşka böyle giderdim
Kâh akar kâh dönüp böyle giderdim
Ben kalbim pasını böyle giderdim
Gel sen de bak bana bu çalım gider

Eser kaba poyraz eseri kalmaz
Geçer güzelliğin eseri kalmaz
Kötünün dünyada eseri kalmaz
Bu kesim kıyafet bu çalım gider

Rasgeldim ben tatar ile ulağa
Sefinemiz düştü şimdi kolağa
Seyranî her sözü koymaz kulağa
Bu çalımda geldi bu çalım gider…>>

Hak yoluna gidenlerin

Hak yoluna gidenlerin
Asa olsam ellerine
Er pir vasfın edenlerin
Kurban olsam dillerine

Torunuyuz bir dedenin
Tohumuyuz bir bedenin
Münkir ile ceng edenin
Silah olsam bellerine

Bir üstada olsam çırak
Bir olurdu yakın ırak
Kemiğimi yapsam tarak
Yâr zülfünün tellerine

Bir kâmilin yolun tutsam
Aşk oduna yanıp tütsem
Bülbül gibi feryat etsem
Muhabbetin güllerine

Vücudumu kavursalar
Yönüm yâre çevirseler
Harman gibi savursalar
Muhabbetin yellerine

Seyranî kaldır parmağın
Vaktidir Hakka durmağın
Deryaya akan ırmağın
Katre olsam sellerine…>>

Hazırladım ey aşk gönül tarlasın

Hazırladım ey aşk gönül tarlasın
Gam biderin haydi şimdi ekindi
Asuman gürlesin şimşek parlasın
Dağ gibi başımdan duman yekindi

Ey dil çektin fani sürürün yasın
Gönül aynasının Hak ile pasın
Acı nedametin şimdi libasın
Biçip kametine göre dikindi

Aşıkın kalbinin yarası emsiz
Kalsa elbet kalmaz gözleri nemsiz
Geçmez beş vaktimin hiçbiri gamsız
Akşam yatsı sabah öğle ikindi

Yakın gel sevdiğim gitme uzağa
Tavuskuşu gibi elvan tozağa
Mağrur olup düşme sen bu tuzağa
Bu dert senin kisb ü kârın çekindi

Seyranî’yim kaldım yine yüreksiz
Mevlam bir şey yaratmamış gereksiz
Yedi kat gökleri sanma direksiz
Ahım benim arşa direk dikildi

 

Her kim temizlese taşlı pirinci

Her kim temizlese taşlı pirinci
Kendi gözü nuru ile bakıyor
Akıl bir ipliğe düzüyor inci
Fikir merammea delip takıyor

Kendi kanatların her kuş sallıyor
Her ân yaptığı çeçi ballıyor
Dost aşkın bağına atın bağlıyor
Tırnağına göre nal mıh çakıyor

Lale sinesinde açılır dağlar
Gül sümbüle bülbül başına ağlar
Kimi yer çağlamaz kiminde çağlar
Deresine göre sular akıyor

Hem soğuğu vardır hem de sıcağı
Bulunmaz dünyanın ucu bucağı
Fitillendi aşktan bağrım ocağı
İçim beni dışım eli yakıyor

Ne çare Seyranî böyledir kader
Taşlara dökülmüş ektiğin bider
Kemin kemliğinden bize ne keder
Eyiler eyliğin başa kakıyor…>>

Her kimin andırmış Hak ismin âşık

Her kimin andırmış Hak ismin âşık
Marifet bahrine eylemiş gavvas
Hazine-i Rahman demeğe layık
Durmuş âşık kalbin dinle kulak as

İsmi kenz-i Rahman hazinedarı
Etmiş âşık kalbin Yaradan Bari
Her kimin var ise Hakkı inkârı
Hak anı inkârdan eylesin halas

Her kim ki âşıkın kalbini yıkar
Gide gide Hakkı inkâra çıkar
Hak anı cehennem nârına yakar
Eyler ahirette kıssasa kısas

Açıl var Seyranî solmak dilersen
Makbul-i indillah olmak dilersen
Eğer sen de Hakkı bulmak dilersen
Sıdk ile tarik-i aşka kadem bas…>>

Her kimin kalbinde varsa havfullah

Her kimin kalbinde varsa havfullah
Alameti kuldan etmek ihtiyat
Bulur Allahını gider doğru rah
Korkmayan Allahtan geçemez sırat

Her kim ikrarına duramaz kavi
Keşfin gösterse de olamaz veli
Vefasız adamın cennette evi
Olsa ettirmesin Rabbim ihtilat

Her kim ki etmezse ahdına vefa
O kimsedir eden canına cefa
Maraz-ı küfrüne imandan şifa
Bulup da edemez o farzı iskat

Seyranî namerdin yüzüne bakma
Cömerdi gönülden gözden bırakma
Hasisin mumundan mumunu yakma
Zulmete razı ol manend-i tavat…>>

Hicranlar mı çöktü içime benim

Hicranlar mı çöktü içime benim
Gözyaşımı kimse silmez ağlarım
Mezarım olsaydı keşke vatanım
Sılamdan hiç haber gelmez ağlarım

Aşkın mızrağını engine saldım
Diyar-ı gurbette ben garip kaldım
Unuttum kendimi deryaya daldım
Kimseler halimden bilmez ağlarım

Seyranî’nin yâre dönmez yolları
Başına zindandır Halep çölleri
Sert esiyor bana seher yelleri
Talihim yüzüme gülmez ağlarım…>>

Hünkâr Hacı Bektaş’ın talibiyim ben

Hünkâr Hacı Bektaş’ın talibiyim ben
Değilim Abdalı Aksarayi’nin
Şems-i Tebriz gibi galibiyim ben
Mevlevilerdeki “def ü “nay”inin

Çok küheylan kuyruğunu düğerim
Şah-Merdan Ali’ye boyun eğerim
Öğersem ben böyle bir er öğerim
İsmini çekmezem “Hatem Tayi”nin

Âşıklardan güzel sevmek şan kalır
Âşıkın benzinde sanma kan kalır
Dokunsa ok ucu kimde can kalır
“İbni Vakkas” gibi gazi yayının

Seyranî yemiştir felek sillesin
Evvelden çekmiştir aşkın çillesin
Gözünün kanıyla biçmiş hüllesin
Kerbela çenginin matem ayının…>>

Hüsne mağrur olma ey yüzü mahırn

Hüsne mağrur olma ey yüzü mahırn
Niceler yokuştan inişten geçti
Kâr etmedi sana feryat ü ahım
Tir-i ahım Kûh-i Keşiş’ten geçti

Seni bimürüvvet seni bivefa
Kim kime etmiştir ettiğin bana
Şimdi de yâr olmak istersin amma
Nideyim sevdiğim iş işten geçti

Benden sana izin ey gözü afet
Var kimi istersen eyle muhabbet
Simden geru sen sağ ben de selamet
Seyranî bu alış verişten geçti…>>

Islah-ı nefsime değilim kadir

Islah-ı nefsime değilim kadir
Ne kılıç sallayım sağa sola ben
Kâmillerden olmaz kem kelam sadır
Kâmil demem çiğ süt emmiş kula ben

Mümin olan dini buldu imamda
Münkir olan şimdi kaldı gümanda
Sultan-ı enbiya ahir zamanda
Duydum razı olmuş bir kıl çula ben

Yitik bulan Yakup gibi bulmasın
Vay ne mümkün boşalmasın dolmasın
Güzel Yusuf Kenan gibi olmasın
Duydum satıldığın birkaç pula ben

Aramaz Seyranî yitirmediğin
Hak bitirir halkın bitirmediğin
Yaradanın yola getirmediğin
Haddim değil getiremem yola ben…>>

İki kulağım var hiçbiri duymaz

İki kulağım var hiçbiri duymaz
Erenler izini izler ağlarım
Yüküm ağır yolum menzile varmaz
Deve gibi ben de dizler ağlarım

Bir münasip tacım yoktur giyecek
Bir helal ekmeğim yoktur yiyecek
Bir tabip bulmadım derdim diyecek
Derdimi derunumda gizler ağlarım

Ulu bezirganlar metaın satar
Üzümünü yeyip çöpünü atar
Kötü olan sözü soysuzlar tutar
Efendimden izin gözler ağlarım

Doğması farz amma ölmesi sünnet
Seyranî ecele eylemez minnet
Kimi huri ister kimisi cennet
Ben Hakkın rızasın gözler ağlarım…>>

İmam tarlasına güman biderin

İmam tarlasına güman biderin
Ekenin müminlik suyu kalmamış
Güman ehli olan çeksin kederin
Zülfünün o eski buyi kalmamış

Bir koyun başına bin kurt yığılmış
Koyun kurttan korkup sütü boğulmuş
Tekke harap olmuş derviş dağılmış
Vird edecek ism-i hu’yu kalmamış

Eski zevk kalmamış arif sözünde
Yaş görmedim hiçbir kâmil gözünde
Üstatla çırağın iki yüzünde
Dökülmüş itimat suyu kalmamış

Üstat ol çırak ol sırrın şaşırma
Çiğ nefsinden başka bir şey pişirme
Seyranî’yi medet Rabbim düşünme
Nefsin kazmadığı kuyu kalmamış…>>

İndirdi atından etti piyade

İndirdi atından etti piyade
Yürüttü akıbet bir güzel beni
Aşkım gördü etti hiddet ziyade
Sürüttü akıbet bir güzel beni

Söndürdü içimde yanmış ocağım
Günbegün artmakta sinemde dağım
Ateş-i aşkıyla yürekte yağım
Eritti akıbet bir güzel beni

Saye meşgul olur benim nişanım
Bihuzur eyledi bedende canım
Kemikte iliğim damarda kanım
Kuruttu akıbet bir güzel beni

Seyranî maslahat bitmez laf ile
Yandım mim ayın şın vav kafile
Tükendi gurbette ömrüm nafile
Çürüttü akıbet bir güzel beni…>>

İnsafla merhamet kimde var ise

İnsafla merhamet kimde var ise
Mümin mi değil mi güman andadır
Her kim ki hasisle ahbap yâr ise
Mümin-i kâmildir iman andadır

Mümin odur eğer iman olursa
Gönül gözden düşer yaşı kurursa
Kim kimin ayıbın yüze vurursa
Fitne okun atar keman andadır

Mekteb-i irfanda okunmaz hece
Arifler kolayı uğratmaz güce –
İnd-i Hakta kimin rütbesi yüce
Olsa dağ misali duman andadır

Seyranî’ye hak söz tatlıdır candan
Zikir kalbe yakın damardan kandan
Münezzehtir Allah suret mekândan
Nerde zikrin etsen hemen andadır…>>

İsmile müsemma Urum Kayseri

İsmile müsemma Urum Kayseri
Böyle eski halde gider ekseri
Meydan kapısından girdik içeri
Başımıza doldu hayvan olanlar

Bir takım] bize bakar gülüşür
Vicdan sahipleri yanar tutuşur
Büyük küçük birbirine katışır
Maymuncu zannetti çingan olanlar

Kimin kalbinde var kıl kadar hulus
Mevlam ana yapar bir büyük cülus
Kimi komser olur kimisi polis
Başları alçakta insan olanlar

Ehl-i hayır kıyametece dursun
Yaptığı hayırın ecrini görsün
Âlem gelip eteğine yüz sürsün
Böyle olur ehl-i vicdan olanlar

Seyranî der gönül yine dolaştı
Göster neresine leke bulaştı
Ettiği hacalet başından aştı
İşte böyle olur insan olanlar…>>

İstemez bir hâkim şahidi baydan

İstemez bir hâkim şahidi baydan
Kurda koyun ata eğer har dese
Yahşi balık tuttum ben kuru çaydan
Yerden göğe doğru yağar kar dese

Sanma zengin bir gün olur kudurur
Malı ile günah kirin yudurur
Hacıya hocaya belî dedirir
Söğütte kavakta biter nar dese

Yorulmaz Seyranî hak yolda yelen
Hak rahmeti günah cürmünü silen
Hak yanında kendin günahsız bilen
Gam yemezdim bana günahkâr dese…>>

İzzetin kadri bilinmezdi rezalet olmasa

İzzetin kadri bilinmezdi rezalet olmasa
Minberin kadri bilinmezdi hitabet olmasa

Yapışıp bir dale hâkim beklemezdi mahkeme
Arzeder ahvalini ehl-i şikâyet olmasa

İp gerip üstünde cambaz oynamazdı can için
O oyun cambaza esbâb-ı ticaret olmasa

Sıçrayıp üstünde gâh altında ipin oynamaz
Eylemez arz-ı hüner ehl-i feraset olmasa

Bir velî Seyranî’ye göstermez idi keşfini
Anlayıp kenz-i kanâatte keramet olmasa…>>

Kahbe felek benim nerde

Kahbe felek benim nerde
Kara bahtım ak eyledi
Pervaneler gibi nâre
Vücudumu yak eyledi

Bir yâr bana dolap kurdu
Hicabımdan dilim durdu
Fincan gibi yere vurdu
Gönlüm iki şak eyledi

Deve korkar köşeğinden
Asilzade uşağından
Hanesinde döşeğinden
Dövdü sövdü kak eyledi

Sikke olmaz bu tuğrada
Eremedim bir murada
Âşık Seyranî burada
Ne söylese hak eyledi…>>

Ka’r-ı dilden cuş eder ummanım Allah aşkına

Ka’r-ı dilden cuş eder ummanım Allah aşkına
Arş-ı âlâya çıkar efganım Allah aşkına
Bad-ı aşkın zühre burcundan eser leyi ü nehar
Savurur ömrümdeki harmanım Allah aşkına

Ma’kes-i hüsn-i ezelsin şübhesiz sen ey nigâr
Düşmüşüm ben aşkına aklım değil başımda yâr
Esmemiştir kimseler başında böyle rüzigâr
Sineni arzet bana cananım Allah aşkına

Aksi hep kalbimdedir şem’i hayal-i hazretin
Hazret-i Yusuf gibi seyr-i cemal-i gaybetin
Yok mudur bir kuşa hiç çalı kadar dost gayretin
Merhamet kıl sen benim sultanım Allah aşkına

Hâl ü müstakbel miyim bilmem muzari maziyim
Yoksa bir mana-yı hiçin sernuma elfazıyım
Öldürürse vuslatın Seyranî’yi tek razıyım
Ey cemal-i âfet-i devranım Allah aşkın…>>

Kavs-ı kametinin fehmeyle fendin

Kavs-ı kametinin fehmeyle fendin
Kaşların resminde yay bu nedir bu
Mir’at-ı hüsnünde aksetmiş kendin
Görse kamer söyler ay bu nedir bu

Semaya ne miktar dolmuş kevakip
Hüsnünde hüveyda aks-i kevakip
Hesabın bilmeye tedbir-i saip
İster inanmazsan say bu nedir bu

Bence hüsnün gören Yusuf u anmaz
Temaşa eyleyen gözler usanmaz
Yalınız aşkınla Seyranî yanmaz
Kim görse der sana vay bu nedir bu…>>

Kıblenin sağından sol canibine

Kıblenin sağından sol canibine
Otuz üç yıl oldu bir kuş gideli
Edna çıkıp âlâ meratibine
Olalı âlâlar edna bedeli

Aç kaldı hep çuha bezi yapanlar
Kaşınmaktan yara oldu çıbanlar
Tokluya yüğürttü koçu çobanlar
Kurt ile müşterek koyun güdeli

Düştü çuhalardan çula güveler
Çuhalı çulluyu sanma seveler
Köpük saçmaz oldu pohur develer
Tek tırnaklar savran olup gideli

Aşkın kuyusuna dolabın kurma
Su bulurum diye fikrini yorma
Seyranî lafzının manasın sorma
Aklına düşeni eyler bu deli…>>

Kırılsın kanunun telleri felek

Kırılsın kanunun telleri felek
Aks-i murat üzre çaldığın yeter
Hakka hakikata oldun büvelek
Zulm ü adalete saldığın yeter

İskender deryanın almış haracın
Ab-ı hayat çeşmesinin taracın
Yememiş söndürmüştür sıracın
Sen benim ahimi aldığın yeter

İsrafil’in surun alacak mısın
Kanununa koyup çalacak mısın
Sen cihanda baki kalacak mısın
Bu zamana kadar kaldığın yeter

Seyranî feleğin olsa edebi
Düşünür katmazdı şekere şebi
Sen de Nuh Nebî’nin gemisi gibi
Azap tufanına daldığın yeter…>>

Kırk birinde her hevesim yetirdim

Kırk birinde her hevesim yetirdim
Kırk beşinde bağdaş kurup oturdum
Ellisinde göçüm çekip götürdüm
Vadesi yetmişe döndürdün felek

Elli beşte senetlerim yazdırdın
Altmışımda her düzenim bozdurdun
Altmış beşte kemiklerim ezdirdin
Beni sübyanlara döndürdün felek

Âşık Seyranî’yi yakıp yandırıp
Hakkın rahmetinden verip kandırıp
En sonunda Azraili gönderip
Beni doğmamışa döndürdün felek…>>

Kırklar kâsesinden bade nuş ettim

Kırklar kâsesinden bade nuş ettim
Gönül mesken tuttu meyhanelerde
Dünyanın varını feramuş ettim
Sureta gezeriz gamhanelerde

Can bülbülü uçar kalır bir kafes
Erenler rahına kim eder heves
Bir pir-i azizden almışız nefes
Dürr-i yekta vardır irfanelerde

Seyranî âdemlik halini takın
Âdem (ilmel-yakîn) hem (aynel-yakîn)
Harabat ehline hor bakma sakın
Define bulunur viranelerde…>>

Kim çalarsa kara düzen bağlama

Kim çalarsa kara düzen bağlama
Kullanır parmağın mızrap yerine
Âşıkların güzel boşa ağlama
Koymuşlar kaşların mihrap yerine

Geda gönlüm kapısında uyursa
Uyanıp meramın şaha duyursa
İçeri almayup dışarda korsa
Koysun kapusunda bevvap yerine

Aşk odundan kalb-i geda gövünür
Ciğer kebabından yese doyunur
Kalbinden gedanın aşkı soyunur
Şah olan cisminden esvap yerine

Derd-i Seyranî’den anlayan güzel
Sazını sözünü dinleyen güzel
Kuş, gibi kalbinden inleyen güzel
Şimdi koymaz oldu ahbap yerine…>>

Kudret lisanından Kuran okunmuş

Kudret lisanından Kuran okunmuş
Halkın lisanından mana verilmiş
Tarağına göre bezi dokunmuş
Âdeme allemel-esma verilmiş

Ama erkeğinden amma zeninden
Kim kurtarmış gönlün ah ü eninden
Kendi sıfatınca kendi teninden
Âdeme eğlence Havva verilmiş

Kul ne kadar harceylese tedbirin
Bozmak mümkün değil Hakkın tedbirin
Ezel her Ferhat’a bir leb-i Şirin
Her Mecnun’a birer Leyla verilmiş

Hak bahr-ı kudrete daldığı zaman
Levh üstüne kalem çaldığı zaman
Herkes istihkakın aldığı zaman
Seyranî’ye aşk-ı Mevla verilmiş…>>

Kudret tespihini Hazret-i Allah

Kudret tespihini Hazret-i Allah
Kul keyfince delip takmak istemez
Güzele bakan göz eder eyvallah
Çirkin yüze kimse bakmak istemez

Yanmasa ateşin tütmez tütünün
Allah yardımcısı sıdkı bütünün
Çirkin nal mıh olsa güzel atının
Gönül tırnağına çakmak istemez

El vurmadım toprak ile taşına
Soğuk su katmadım pişmiş aşına
Seyranî yaradan kulun başına
Güzel çirkin başa kakmak istemez…>>

Kudret-i hallaka ibretle baktım

Kudret-i hallaka ibretle baktım
Gördüm her bir mahluk bir şan içinde
Uyanıp çerağım çakmağım yaktım
Vücudum bir buldum cihan içinde

Sebeb-i vücudum valide peder
Pederde mahsul var mahsulde bider
Mahsul hükmündeyiz bihükm-i kader
Bider hükmündeyiz harman içinde

Anamızdan bile bile doğmadık
Seve seve alıp kabre koymadık
Keyfîmize bir süt bile sağmadık
Çoban gelip geçtik hayvan içinde

Müessirle eser birdir gözümde
Meal-i Huda’yı buldum özümde
Ey Seyranî hata yoktur sözümde
Noksan olmaz sun’u Yezdan içinde

Kuran yazılırken arş-ı Rahmanda

Kuran yazılırken arş-ı Rahmanda
Kudret kâtibinin elinde idim
Kandil asılırken ulu mekânda
Bülbül idim gönce gülünde idim

Ezel Cebrailin ilk selamında
Kırkların derneği aşk âleminde
Muhammed Ali’nin sır kelamında
Nihan söylenirken dilinde idim

Erenler toprağa bastı kademi
Topraktan halkolup sürdüler demi
Balçıktan yarattı Mevla âdemi
Ol zaman atamın belinde idim

Yunus Nebi bahra daldığı zaman
Balığın karnında kaldığı zaman
Ali Zülfîkar’ı çaldığı zaman
Hayber Kalesinde kolunda idim

Seyranî’yim buldum aşkın arısın
Kadrini bilmezse vermem yarısın
Bir kuşa seksen bin şehir darısın
Rızık verilirken yanında idim…>>

Kurtla kuştan alıp benim haberim

Kurtla kuştan alıp benim haberim
Kalkıp yoluma mı baktın birader
Geldiğin duyunca arttı kederim
Gözlerimden yaş akıttın birader

Nasıl geçtin boz bulanık sellerden
Haberin mi aldın esen yellerden
Yadigâr mı geldin bizim illerden
Gül reyhan misali koktun birader

Sen geldin de bilemedim yüzünden
Yola yürüyünce bildim izinden
Melul mahzun yavruların yüzünden
Öpüp sevip de mi geldin birader

Yola yürümekten şişmiş tabanı
Çeker de yırtarım mintan abamı
Ak sakallı pir ihtiyar babamı
Korkarım ki divan-ettin birader

Aceb çift olanın nicolur teki
Bana bir akıl ver bilmem bu ne ki
Bir bezirgan gelmiş gam imiş yükü
Metaın bizlere sattı birader

Kesilmez buranın yağmuru karı
İzin verse bize Yaradan Bari
Cümle ahbablarım iyi mi bari
Kimler bize selam etti birader

Aman sultan seni redif almasın
Yavruların melul mahzun kalmasın
Buna sebeb olan çare bulmasın
Derdim birken beşe arttı birader

Sılada nicedir körpe kuzular
Uzattık arayı bizi özü! er
Âşık Seyranî’yim yaram sızılar
Ateş ciğerimi yaktı birader…>>

Mahkeme meclisi icat olduğu

Mahkeme meclisi icat olduğu
Çeşme-i rüşvetin akmaklığından
Kaza bela ile âlem dolduğu
Kazların kadıya uçmaklığından

Selefin rüşvetle hüccet yazması
Halefin anlayıp hükmün bozması
Yıkılan binanın birden tozması
Asıl mayesinin topraklığından

Asıl sermaye-yi niyabetleri
Emval-i eytamdır ticaretleri
Davet-i rüşvete icabetleri
Sıdk ile gönlünün alçaklığından

Bülbülün aşkıdır dalda öttüğü
Çobanın sütedir koyun güttüğü
Toprağın Habil’i kabul ettiği
Şüphesiz yüzünün yumşaklığından

Dünyadan ahrete gidip gelmemek
Olmasa iktiza eder ölmemek
Balık baştan kokar bunu bilmemek
Seyranî gafilin ahmaklığından…>>

Mahpuslukta elin yoklukta dilin

Mahpuslukta elin yoklukta dilin
Cömert olur sanki vezir tuğusun
Varlığa gelince bağlanır elin
Yokluğun varısın varın yoğusun

Arif olan âdem kılı kırk seçer
Herkes bu dünyada ektiğin biçer
Çıplağın gönlünden kırk gömlek geçer
Amma çoğun azı azın çoğusun

Mekke’den Kudüs’ten hacılık neden
Atadan anadan bacılık neden
Ey mey sendeki bu acılık neden
Sen üzüm suyunun elbet buğusun

Aslanın mekânı olmuş meşeler
Ateşle Seyranî çiğler pişeler
Elmaslı kadehler billur şişeler
İçinde büyümüş bir ak kuğusun…>>

Matbah-ı aşkımın pilav zerdesin

Matbah-ı aşkımın pilav zerdesin
Veren ateşler gözden kurumuş
Hissiz eller zevkin yırtmış perdesin
Dökmüş hicap suyun yüzden kurumuş

Ne mümkün yanmasa çiğler pişmeler
Ağlamak sayılır bu gülüşmeler
Fazilet şehrinde akan çeşmeler
Bütün susuz kalmış gözden kurumuş

Şeyhülislamdan sor ey âlicenap
Sevaba günah der günaha sevap
Fıkara hakkında hayırlı cevap
Söyleyecek diller sözden kurumuş

Seyranî şer düşü hayra yorması
Sevap düşmüşlerin halin sorması
Şehr-i Medine’yle Mekke hurması
Bitmez olmuş kökten özden kurumuş…>>

Merhemlerin telef etme tabibim

Merhemlerin telef etme tabibim
Yârelerim kabul etmez em benim
Tecelliden böyle imiş nasibim
İşim gücüm oldu dert ü gam benim

Can havfından geçit yere varılmaz
Selamet geçmeye köprü kurulmaz
Kızılırmak gibi asla durulmaz
Hasret ile akan gözden nem benim

Cefa ile hasret bizi tartıyor
Gurbet ilde ar perdesin yırtıyor
Aklıma düştükçe gamım artıyor
Yâr ile sürdüğüm gizli dem benim

Seyranî geçmiş gün geçmez destime
Rabbim kavuştura çeşm-i mestime
Gam keder gurbette bindi üstüme
At gibi ağzıma taktı gem benim…>>

Muhabbet badesin bezm-i ezelden

Muhabbet badesin bezm-i ezelden
Nuşeden saki-i ebrar elinden
Bir yâr bulup huyu suyu güzelden
Kurtarmış yakasın ağyar elinden

Bülbül hicabından güldür terleyen
Yavru bülbülleri güldür perleyen
Arifin ruhudur Hakkı birleyen
Âşık çile çeker dildar elinden

Nazarını atma Hicaz Aden’e
Bir can taksim olmuş cümle bedene
Her gönül Kabe’dir tavaf edene
Çıkmış bina değil mimar elinden

Seyranî beyhude gezme her suyu
Alma kulağına her güft u guyu
Bir su teskin eder nâr-ı Tamuyu
Serpilip Ahmed-i Muhtar elinden…>>

Muhabbet küpünün olsam şarabı

Muhabbet küpünün olsam şarabı
Yâr beni doldurup içer mi bilmem
Mamur olmak için gönül harabı
Bir mimar eline geçer mi bilmem

Âşıkm olmaz mı çile çekmezi
Çilenin olmaz mı boyun bükmezi
Helal süte katan haram pekmezi
Seçmek murat etse seçer mi bilmem

Bülbüle gül yarar deveye diken
Çiledir âşıkm boynunu büken
Tarlasına haram tohumu eken
Helal mahsulünü biçer mi bilmem

Kimi mevtasına kefen biçmiyor
Kimi helal rızık yiyip içmiyor
Yavrusundan kelp iken kelp geçmiyor
Tanrı Seyranî’den geçer mi bilmem…>>

Münafığın alametin söylevim

Münafığın alametin söylevim
Muhabbet ehline buğz u kin tutar
Mümin diye münafığı neyleyim
Muhabbet içinde gizli din tutar

Münafık meclise gelir oturur
Muhabbetin halavetin götürür
Şeytanı kalbinde gizli getirir
Muhabbet ehlinin başın cin tutar

Âşık Ferhat Şirin lebin öpesi
İster iken delinmiştir tepesi
Koyun kuzu kulağının küpesi
Sahibinin muradınca en tutar

Seyranî bu aşkı zevk diye bilen
Muhabbettir kalbin lekesin silen
Zevk-i aşk akıtıp muhabbet bilen
Muhabbet ehlinin kalbin şen tutar…>>

Ne hikmettir şu dünyaya

Ne hikmettir şu dünyaya
Gelen ağlar giden ağlar
Soralım yoksula baya
Aslı nedir neden ağlar

Ömrümün defterin dürdüm
Hâk-i paye yüzüm sürdüm
Bir acayip kal’a gördüm
Burç u baru beden ağlar

Bir deveci yeder deve
Yularından seve seve
Birbirinden ive ive
Deve ağlar yeden ağlar

Seyranî’ye acep n olmuş
Derunu dert ile dolmuş
Kimi etmiş kimi bulmuş
Bulan ağlar eden ağlar…>>

Ne var gülbank-i tevhide cevabım bir hu’dan gayri

Ne var gülbank-i tevhide cevabım bir hu’dan gayri
Hayatına sebep yok (küllü şey’in) bir sudan gayri

Araştırsan eğer var her nefeste doğru yol Hakka
Soran rahı bulunmaz hiç yanılmış yolcudan gayri

Hudanın lütfuna her şey için bir ihtiyaç vardır
Şefaat kanına muhtaç olan yok suçludan gayri

Büyük küçük günahım var ise elbet bilir Gaffar
Ümmid-i mağfirette müşkülümyokborçludangayri

Azab-ı ahiretten hıfzeder Tanrı lütufkârdır
Aziz cana azap olmaz cihanda korkudan gayri

Diyorlar en büyük düşman cihanda nevm ü gaflettir
Fakat Seyranî’ye yok istirahat uykudan gayri…>>

Nice defterlerden ismim sildirdin

Nice defterlerden ismim sildirdin
Gelmedi hiç senden ses kara bahtım
Bahtın gemisinde yelken yok bildin
Durma lodos gibi es kara bahtım

Ahdettim bir gönce yolmamasına
Bulmadım bir çare solmamasına
Bu derdinden iflah olmamasına
Katiyyen ümidin kes kara bahtım

Âlem yıkılmakta yoktur yapıcı
Kimi cellat olmuş kimi kapıcı
Evvel giymez iken mesti pabucu
Verdirdin çanğa mes kara bahtım

Ağır meclislerde sıkılmaz iken
Mengeneye versen bükülmez iken
Seyranî aslana yıkılmaz iken
Dedirdin tilkiye pes kara bahtım…>>

Olgunlaşmış bir bostan var

Olgunlaşmış bir bostan var
Şu kıraçta susuz nesiz
0 bostanda bir ağaç var
Meyvesi yok dalsız nesiz

Bu bahçede yoktur duvar
Bir ağaç var göğe uzar
0l ağaçta bir kuş gezer
Kanadı yok tüysüz nesiz

Yeryüzünün menekşesi
Her birisi bir yol açmış
Bu ne şekil irenk imiş
Boyası yok seğsiz nesiz

Seyranî bir eski derviş
Ona bu Haktan verilmiş
Dividin yok kalem mafiş
Yine okur cüzsüz nesiz…>>

Ormanda büyüyen adam azgını

Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda seyran beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için insan beğenmez

Alemi tan eder yanına varsan
Seni de yanıltır mesele sorsan
Bir cim bile çıkmaz karnını yarsan
Meclise gelir de erkân beğenmez

Her çeşit insandan birkaç eşi var
Mektepten kovulmuş günah işi var
Rabbi yesirde dört yanlışı var
Tahsil etmek için irfan beğenmez

Ellerin evinde çul fîraş olur
Burnu sümüklüdür gözü yaş olur
Bayramdan bayrama bir tıraş olur
Gider berbere de dükkân beğenmez

Dağlarda taşlarda dolaşan Yörük
İnsanlar içine çıkmayan hödük
Bir elife dili dönmeyen sürtük
Şehirde tecvitle Kuran beğenmez

Yayladan yaylaya konup göçer de
Arpayı buğdayı ekip biçer de
Mısır yaprağın kıyıp içer de
Tütünü bulunca duman beğenmez

Bir odası vardır gayet küçücek
Kendi aklı sıra keyf yetirecek
Bir çanağı yoktur ayran içecek
Kahveyi bulunca fincan beğenmez

Seyranî söyledi bu doğru sözü
Haddeden çekilmiş doğrudur özü
Şehre gelin gitse bir köylü kızı
Lal ü güher ister mercan beğenmez…>>

Örümceğin sıratından

Örümceğin sıratından
Kendi geçer kimse geçmez
Ay güneşin suratından
Bir zerreyi yerip seçmez

Bir koyunu kurt yese de
Kalır bin bir vesvesede
Pis denir kelp batan süte
Susuz kalsa çoban içmez

Seyranî daldan budaktan
Dilin esirge dudaktan
Çoban kurtulmaz ödekten
Bir tene iki can geçmez…>>

Padişah-ı aşka olalı nedim

Padişah-ı aşka olalı nedim
Çilehane oldu mesken-i kadîm
Enelhak demedim Entelhak dedim
Melamet dalında astırdın beni

Eyledim dervişlik bir Huda dedim
Başladım eliften sonra ba dedim
Münkirler la dedi ben illa dedim
Şeriat babında susturdun beni

Aşkla güleşmenin vaktin geçirdin
Ben bade istedim sen zehr içirdin
Bazen kartal gibi sarpta uçurdun
Bir vakit serçeye pusturdun beni

Koydun Seyranî’yi mecnun yerine
Aklın ermez ettin hayır şerrine
Cellat oldun kılıç vurdun serine
Baht-ı siyahıma küstürdün beni…>>

Rabbim sana hacet değil arzuhal

Rabbim sana hacet değil arzuhal
Her nefeste sen alimsin sözüme
Tenimde canımda kalmadı mecal
Medet senden yokuş ile düzüme

Amel sazım bozuk düzen çalmışım
İsyan deryasına düşüp dalmışın)
Aziz gecelerde gafil kalmışım
Nevm-i gaflet düşman imiş gözüme

Düzemedim turna gibi katarım
Viranede baykuş gibi öterim
Ben aşkın nârına yanar tüterim
Hayrettedir tamu nârı özüme

Hava-yi nefsimle ettim ülfeti-
Başa satın aldım gamı mihneti
Açıldığı zaman amel hücceti
Seyranî’yim cürmüm vurma yüzüme…>>

Rabbim seninle ettiğim ahdi

Rabbim seninle ettiğim ahdi
Bulayım kal’a-yı iman içinde
Ahir zaman olup gelince Mehdi
Bulmasın imanım güman içinde

Kimin ayağına gelse bir oyun
Cellat satırına uzata boyun
Kendi rızasıyla kurda bir koyun
Veren var mı göster çoban içinde

Yumurtanın iki olsa sarısı
Beyazına çıkar onun yarısı
Cahil adam misl-i yaban arısı
Çeç yapsa bal yapmaz orman içinde

Aşkın çıkrığını eğirse iği
Seyranî ateşsiz pişirir çiği
Okkanın dirhemin artık eksiği
Belli olur mizan irfan içinde…>>

Sahte bir cilveyle gülme yüzüme

Sahte bir cilveyle gülme yüzüme
Candan muhabbetin var değil bana
Gelip görünsen de kâhi gözüme
Derim aşkla gönlün yâr değil bana

Hatırımı hasta iken sormaya
Geldin mi şer düşüm hayra yormaya
Sevdin birdenbire geri durmaya
Sana namus ama ar değil bana

Gönülde parlarken ümmid-i vuslat
Beynimize düştü ateş-i firkat
Aşkımın şiddet-i nârına nispet
Cehennem ateşi nâr değil bana

Seyranî bülbülde olsa ötmemek
Güllerin elinden gelse bitmemek
Ateş-i aşkınla yanıp tütmemek
Elden gelse bu aşk kâr değil bana

Sakın dokunma destime

Sakın dokunma destime
Kaza olur fincan düşer
Hançer çekersin kasdime
Gel eyleme bir kan düşer

Feryadım hep gün yarısı
Kınayanadır darısı
Rast gelse güzel sürüsü
Sehmime bir civan düşer

Mecnunum leyi ü nehar
Zar ederim vakt-i seher
Kande doğsa yaz ü bahar
Bülbüllere efgan düşer

Seyranî’yim yolum uzak
Turnalarda olur tozak
Ben bülbüle kursam tuzak
Tecellimden yılan düşer

Sana ağyarlardan olur mu vefa

Sana ağyarlardan olur mu vefa
Aklını fikrini sadık yâre ver
Yeter yâr yüzünden çektiğin cefa
Man sur gibi milki kıdemdara ver

Her güzelin olmaz yeşili alı
Her arının olmaz çecinde balı
Muhabbete nasip olmayan malı
Hâkime hekime nâra kara ver

Aşkın metaından düzdüm bohçemi
Seyranî’yim yan basarnam ökçemi
Ben veririm muhabbete akçemi
Sen yel çalış ömrün rüzigâra ver

Sene bin iki yüz altmış sekizde

Sene bin iki yüz altmış sekizde
Alamet dumanı çöktü çökecek
Dikilecek kudret kalmadı dizde
Ecel belimizi büktü bükecek

Bitmez oldu hurmaların eyisi
Hurma tadı verir erik kayısı
Sadrıâzam etsen eğer seyisi
Ölmüş eşek arar nalın sökecek

İnsan yılan zehrin malına döktü
Köpekler zehrini yalına döktü
An çiçek zehrin balına döktü
Bal da bu insana döktü dökecek

Hiç çoban koyunu güder mi dağda
Olmasa gözleri süt yoğurt yağda
Meyvesi bitmedik ağacı bağda
Sökerler Seyranî daldan kökecek

Seyrederler sarayından köşkünden

Seyrederler sarayından köşkünden
Kokularlar amberinden miskinden
İçindeki güzellerin aşkından
Yanıp tutuşursun nâra İstanbul

Dünyanın yokuşu düzü sendedir
Bütün güzellerin özü sendedir
Yedi düvellerin gözü sendedir
Âlem sana gelir kâra İstanbul

Yedi yıl eğlendi kaldı Seyranî
Bütün tahsil etti ilmi irfanı
Sendeyken her türlü mürüvvet-kanı
Bulmadın derdime çare İstanbul

Seyrimde bir şehre eyledim nazar

Seyrimde bir şehre eyledim nazar
Gördüm elvan türlü meyhaneler var
Teşne var mı diye sakiler gezer
Ellerinde dolu peymaneler var

Birtakım doldurur birtakım sunar
Birtakım susamış birtakım kanar
Birtakım soyunmuş birtakım yanar
Birtakım çevrilir pervaneler var

Bir eli kaseli bir eli taşlı
Birtakım keyflidir birtakım yaslı
Birtakım deli var birtakım uslu
Birtakım aşk içre mestaneler var

Âşık olan mürşidine yan verir
Bu Seyranî dilden dile şan verir
Hast-olmadan pir önünde can verir
Nice bizim gibi divaneler var

Sofu olmaz bizim ham demirimiz

Sofu olmaz bizim ham demirimiz
Haddeden çekilmiş teli biliriz
Yürütmüştür cansız dıvar pirimiz
Temiz zevki temiz dili biliriz

Sofu bilmiş olsa hakkı rızâyı
Sazdan sözden kaçıp etmez riyayı
Ay gün yıldız gibi vermez ziyayı
Kuru arktan akan seli biliriz

Biz de bu dünyanın bina temelin
Cism-i canla bildik ilm-i amelin
Sanma bizi ter-ü taze kız gelin
Öpüp tükürecek eli biliriz

Vâkıfız bu aşkın biz manasına
Talib ol Seyranî dal deryasına
Hazret-i Mevlâ’nın ehibbasına
Âşinâ olmayan eli biliriz

Susturdu sazları fennin rebabı

Susturdu sazları fennin rebabı
Bu rebap şeytanı cinden çıkarır
Ateş şöyle dursun tütün azabı
Tilkiyi çakalı inden çıkarır

Evlat âlim olmaz okutmayınca
îplik gömlek olmaz dokutmayınca
Ayılar et yemez kokutmayınca
Yallılar ölüyü sinden çıkarır

Ey Seyranî var mı sözün hatası
Bulunmaz dünyanın elbet ötesi
Ermeninin Rumun yağlı ketesi
Kaypak Müslümanı dinden çıkarır

Şehr-i hakikata doğru gidenin

Şehr-i hakikata doğru gidenin
Ayağı altına yol gönder beni
Fazilet elinde şahlık edenin
Rabbım kapısına kul gönder beni

Cehennem yoluna sapsam da şayet
Cennete rehberim ol gönder beni
Bozmak mümkün ise aklım bikrini
Boz da bakir iken dul gönder beni

Ey Seyranî fermanıdır künfekân
Mantık-ı vahiddir kudret-i lisan
Hakkın kudretinden başka bir mekân
Bulmak mümkün ise bul gönder beni

Şu cihan zindan mıdır dünya mıdır bilmem nedir

Şu cihan zindan mıdır dünya mıdır bilmem nedir
Şer midir mahşer midir kavga mıdır bilmem nedir

Uğrasmlar Tanrı’nın kılıcına iş erleri
Cümlesi sağır mıdır ağma mıdır bilmem nedir

Müslümanlıktan murat tutmaktır Allah emrini
Müslümanlık bir kuru dava mıdır bilmem nedir

Oldu sarıklar emini beyt-i mali Müslimin
Beyt-i mali Müslimin yağma mıdır bilmem nedir

Mültezimlik eylemek layık mı kürsü şeyhine
Eylemekten etmemek evla mıdır bilmem nedir

Bağrımı kaldırmayan yerden benim bu doğru söz
Aşk ile gayret midir sevda mıdır bilmem nedir

Hak söze razı olan Seyranî’yi incitmesin
Saz mıdır bu söz müdür şekva mıdır bilmem nedir

Şu kimsesiz sahralarda

Şu kimsesiz sahralarda
Diken oldu gülüm benim
Uğrun uğrun tenhalarda
Ağlamaktır halim benim

Gülü dikene katalı
Diken elime batah
Yâr beni yardan atalı
Felek büktü belim benim

Arı geçmez çiçeğinden
Çiçek geçmez biteğinden
Erenlerin eteğinden
Kesme Rabbim elim benim

Yedim acı teresinden
İçtim kanlı şiresinden
Seyranî gam deresinden
Cuş eyledi selim benim

Takatim kalmadı aşkın yayının

Takatim kalmadı aşkın yayının
Çekip kirişinden kuramıyorum
Her gece düşümde bir hercainin
Ateş-i aşkından duramıyorum

Aşk-u sevda hayâl midir zan mıdır
Mekânları can mı bilmem ten midir
Cezbe dilden midir dilberden midir
Dil bilmez dilberden soramıyorum

Seyf-i aşkım çarh-ı canda bileşir
Her binalar temelinde döleşir
Çoktan beri bu aşk ile güleşir
Gönül pehlivanın yoramıyorum

Lale bağrın aşk oduna dağlamış
Bülbül güle âşık olup ağlamış
Seyranî’yi bir kıl ile bağlamış
Muhabbet bendidir kıramıyorum

Toprak ejder olmuş varanı yutmuş

Toprak ejder olmuş varanı yutmuş
Gaflet beşiğinde sağı unutmuş
Kedi var aslanın yerini tutmuş
Aslan var adına kedi söylenir

Bir kötünün eli erse varlığa
Derler ana aman beni yarlığa
Bir eyinin eli düşse darlığa
Veliyullah olsa gidi söylenir

Yolcular yanılır yollar yanılmaz
Merhemin bulmayan yara onulmaz
Şu dünyada kötü iyi anılmaz
Herkesin şerefi sütü söylenir

Hayder-i Kerrarveş deven yedince
Canını Mevlaya teslim edince
Seyranî dünyadan göçüp gidince
Anılır dillerde adı söylenir

Tuttu vahdet vechine kesret sıfatın Hak nikab

Tuttu vahdet vechine kesret sıfatın Hak nikab
Künhü zat-ı vahdete etmek sıfatı feth-i bab

Etti idhal bir turab unsurda bin bir ma’deni
Ab-ı har-ı badını bu veçhile sen et hisab

Zahiren bin bir hakikat ismi dört bin dört olur
Her bir ismi çeşm-i irfana açılmış kitab

İlm-i mahluku hakikat ilmine nispetle bil
Çeşm-i mur-veş noktadır Allahü a’lem bissevap

Nokta miktarı ilimden dörtte üçün verdi Hak
Emr-i levlakinde fahr-i âleme sen duy cevap

Halk-ı âlem dörtte bir ilmi senin müşterek
İster isen bul içinden sehmini al ey şebap

Ger bu bilgi şems-i Haktan doğmasaydı harice
Tanrı, Seyranî demezdi Davud’a faslelhitap

Yakup gibi gam evinde bunalıp

Yakup gibi gam evinde bunalıp
Gözüm Yusuf için ağla gez yürü
Hüsn-i hayalinin çarkına çalıp
Hasret kılıcını zağla gez yürü

Ey çeşmimin akan ab-ı revanı
Firkat deresinden tutmuş mekânı
Buluncaya kadar bahr-ı ummanı
Kızılırmak gibi çağla gez yürü

Havalarda bulut gibi bulanıp
Gül misali şebnem ile sulanıp
Pervaneler gibi şem’e dolanıp
Nâr-ı aşka canın dağla gez yürü

Şeddadin cenneti bağ-ı İremi
Yere geçmiş malı Karun haremi
Seyranî kimseden umma keremi
Sıdkını Mevlaya bağla gez yürü

Yavrusuna kuş yuvadan

Yavrusuna kuş yuvadan
Kısmet aramaya uçar
Enis yokuş düz ovadan
Kimi koğar kimi kaçar

Poyrazının tipisinin
Hikmeti var hepisinin
Tanrı kısmet kapusunun
Kimin örter kimin açar

Anadan doğunca çulun
Var mıydı paran ve pulun
Tanrı yarattığı kulun
Verir rızkın komaz naçar

Sekiz olur dokuz olur
Kengel sütü sakız olur
Tosun büyür öküz olur
O da bir gün göpe sıçar

Tahtında oturur melik
Hırkaları bölük bölük
Seyranî’nin cebi delik
Her ne koysan döker saçar

Yerin göğün ismi cismi yok iken

Yerin göğün ismi cismi yok iken
Bir ezan okunur sadası nerde
El ermedik göz görmedik bir nesne
Yapılmış kubbesi Huda’sı nerde

Bazı âşıklar da kendisin öğer
Kâmilin cevabın biri bin değer
Cümle kitap gökten inmezden evvel
Bir Kuran okunur sedası nerde

Gözlerimden akan kanlı yaşlarda
Katrasmca dert bulunur başlarda
İlham derler bir kuş vardır kuşlarda
Gökten yere inmez yuvası nerde

Çok ahdettim konamadım bu dala
Yok imiş ikramın Hayyalessela
Ucu bulunmadık böyle bir mana
Söyle kul Seyranî ustası nerde.

Yok yere nalende bülbül ruz u şeb zar eylemez

Yok yere nalende bülbül ruz u şeb zar eylemez
Boş yere pervane kendin talib-i nâr eylemez
İçtinab eylerdi nârdan olmasa bir bildiği
Âşık-u maşuka vasim canla pazar eylemez

Zulme karşı can için minnet yakışmaz âdeme
Bak nasıl davrandı zulme şah-ı deşt-i Kerbela
Etmedi secde Yezit’e eyledi canın feda
Mert olanlar böyle cenkte korku izhar eylemez

Öyle bir hal oldu ki nasa kefa billah inan
Birbirin ısırmada güya ki oldular yılan
Mahkeme rüşvetçi fetva şübheli şahit yalan
Hakkı iptal eylemekten kadılar ar eylemez

Şems-i Hak Seyranî söyle ya nice berk eylesin
Çeşm-i arifler bunu mikyas tutup fark eylesin
Dalga çakmak taşını deryaya bin gark eylesin
Ateşin mahvetmeye yüz bin deniz kâr eylemez…>>

Yusuf peygamberi alıp babadan

Yusuf peygamberi alıp babadan
Götürüp attılar haset çahına
Bir Tanrı selamı bir merhabadan
Delil bulunmamış hürmet rahına

Cihanı ibretle kıldım temaşa
Kaştan göze medet yok gözden kaşa
Çarhı-ı gerdun ile çıkılmaz başa
Katıp seçer nurdan mihr ü mahına

Çalkan ey tecelli deryası çalkan
Yüreğim yareli gözlerim alkan
Kurtaramaz hasut ger tutsa kalkan
Ahım okun olsa nişangâhıma

Cami tecelliden teşneyim müle
Akranlığım vardır benim bülbüle
Bülbül meftun ise dikenli güle
Seyranî âşıktır bir Allahına…>>

Zerremiz eyledi şemse azimet

Zerremiz eyledi şemse azimet
Katre-i aşkımız deryaya gitti
Gördü mümkün değil kesretle vahdet
Amn-çün kûşe-i tenhaya gitti

Melekler hıfzetti sağ u solundan
Zincir-i aşk çözülmedi kolundan
Mevlaya erişti Leyla yolundan
Sandılar Mecnun’u sahraya gitti

Seyranî nükte-i şirimiz fasih
Güftarı uyandır evzan-ı melih
Dude-i ahımız manend-i Mesih
Çıktı yerden göğe şekvaya gitti…>>

Zulmünden Vekil-i Âl-i Resul’ün

Zulmünden Vekil-i Âl-i Resul’ün
Hicaptan sikkenin kızılı çıktı
Şer’in ahkâmında zevil ukulun
Reylerinden âlem usandı bıktı

Varsa söyle zulmün boyun bükmezin
Bul ehl-i irfanın çile çekmezin
Adalet küpünün döküp pekmezin
Bu zulüm sirkesi küpünü sıktı

Seyranî mazlumun malın yiyenin
Mertebem Tanrı’dan yüce diyenin
Dünyada Tanrılık tacın giyenin
Hak derya çamurun ağzına tıktı

Site Protection is enabled by using WP Site Protector from Exattosoft.com